Takdim
Herhangi bir zaman dilimi hakkında konuşmuyoruz. Uzun insanlık tarihinin nihayeti, yaşlı dünyanın yolculuğunun son dönemecidir bahse konu ettiğimiz. Efendimiz (s.a.v) ümmetini –dolayısıyla insanlığı– zamanın bu son aşaması hakkında ısrarla ve titizlikle uyarmıştır. Zira bu aşamada yaşanacak olanlar, öncesinde yaşananlarla gayr-ı kabil-i kıyas mahiyette ve ölçekte olacaktır.
Ahir zamanın kendine mahsus ahvali, önceki asırlarda yaşayanlar tarafından hayretle, dehşetle anılmış, anlatılmış olsa da, o ahval içinde yaşamakta olan bizlere son derece normal ve sıradan geliyor. Gerek genel olarak insanlık âleminde dönüşümler, gerekse özel olarak Müslümanların din ve dünya tasavvurlarındaki kırılmalar "ahir zaman" perspektifinden değerlendirilmeye şiddetle muhtaçtır. Özellikle elinde ahir zaman ahvaline ilişkin Nebevî ikaz ve ihbarlar gibi eşsiz bir imkân bulunduran Müslümanların, yaşanan durumu bir "iç muhasebe" meselesi olarak değerlendirmesinden daha tabii ne olabilir?
İçinde yaşadığımız için bize normal gibi gelen anormallikleri "ahir zaman" realitesi zemininde tahlil imkânı sunması amacıyla, konu hakkında hassasiyetiyle tanınan isimlere aşağıdaki soruları yönelttik:
1. Ahir zaman denilince bir Müslüman ne anlamalıdır?
2. Ahir zaman perspektifinden içinde yaşadığımız zaman dilimini nasıl anlamlandırmalıyız?
3. Kıyamet alametlerini nasıl okumalıyız?
4. Cumhur-i Mutezilenin bile inkâr etmediğini bildiğimiz bazı kıyamet alametlerinin inkârı günümüzde yaygın bir tavır olarak gözleniyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
5. Nüzul-i İsa, Huruc-i Deccal, Zuhur-i Mehdi gibi Efendimiz tarafından kıyamete yakın vukua geleceği haber verilen hususları inkâr etme sebepleri nedir? Ve bunları inkâr edenin hükmü nedir?










