Fehd b. Abdurrahman er-Rumi
Müessesetü'r-Risale, Beyrut-1407/1986, I-II.
Kur'ân-ı Kerim'i açıklamak ve şerh etmek gibi ulvi bir amaca hizmet eden tefsir ilmi, Müslüman âlimler tarafından yüzyıllar boyunca oluşturulmuş devasa bir literatüre sahiptir.
Bu âlimlerin farklı gaye, mezhep ve meşrebe mensup olmalarının tabii bir sonucu olarak, onların tefsir sahasında kaleme aldıkları eserlerde renk/tarz farklılıkları bulunmaktadır. Sözgelimi el-Ferrâ, el-Kisâî, el-Ahfeş, ez-Zemahşeri ve Ebu's-Suud gibi âlimler tefsirlerinde Kur'ân'ın filolojik ve edebi yönünü, İbnü'l-Münzir, et-Taberi ve İbni Ebi Hatim rivayet yönünü, el-Cessas, İbnü'l-Arabi ve el-Kurtubi ahkam yönünü, el-Matüridi ve er-Razi kelami yönünü ön plana çıkarmıştır.
Ancak tüm bu farklılıkların yanında, Kur'ân'ın kendilerine anlatmak istediğini keşfetme çabaları esnasında âlimlerimizin, metod olarak "bütüncül bir davranış" içerisinde olduklarını müşahede ederiz. Onlar, eserlerinde mutlaka tefsir/fıkıh/hadis usulünün koyduğu kurallara riayet etmiş ve seleften tevarüs edilene mutlak surette bağlı kalmışlardır. Bu söylediğimiz en azından onların kahir ekseriyeti hakkında geçerlidir.
İslamî/Kelamî fırkalar arasında akliliği ön plana en fazla çıkarmakla meşhur olan Mutezile mezhebine mensup âlimlerin kaleme aldığı tefsirlerde ise, aklın açık etkisinin bulunduğu bir gerçektir. Ayetleri tefsir ederken kendi kelamî prensiplerini temel ölçü olarak kabul eden Mutezili âlimler, bunlarla çatışan ayetlerde çözümü, onları tevil etmekte bulmuşlardır. Ancak yine de (kelamî ihtilafları bir kenara bırakacak olursak), üzerinde ümmetin icma ettiği ve seleften halefe tevarüs edilmiş olma vasfını haiz birçok meselede, Ehl-i Sünnet mezhebi ile birbirine paralel izah ve yorumların bulunduğunu söylemek hilaf-ı hakikat olmasa gerektir.
Modern dönemin kimi tefsir faaliyetlerine baktığımızda ise durum bunun aksinedir. Bu dönemin birçok eserinde, takip edilen yolun aslında metodik olmaktan ziyade konjonktürel olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Bu dönemlerde var olan bilimsel faaliyetler, sosyal yaşam biçimi ve hâkim değerler sistemi ‑diğer tüm eserlerde olduğu gibi‑ tefsirlerde de ciddi tesir sahibidir.
Burada her ne kadar bazı usul ve prensiplerden söz etmek mümkün olsa da bunların da konjonktür baz alınarak formüle edildiğini ve Batı fikriyatı menşeli olduğu bir başka gerçektir. Zamanın hâkim değerleri doğrultusunda yapılan bir Kur'ân tefsiri ise, bu değerlerle çelişen ayetlerin ya tevil edilerek "kabullenilebilir" şekle sokulması ya da son tahlilde tarihsellik adına kurban edilmeleriyle sonuçlanmıştır.
Yazarın, master tezi olarak hazırladığı Menhecü'l-Medreseti'l-Akliyye el-Hadîse fi't-Tefsir isimli eser, XIX. yüzyıl Mısır'ında Cemalüddin el-Efgani ve Muhammed Abduh'un başını çektiği Modernist ekolün Kur'ân tefsirindeki metotlarını incelemektedir.
Yazar, böyle bir konu seçmekteki gayesinin aslında "davet" merkezli olduğunu belirtir. Müslümanların içerisinde bulunduğu sorunlara ilişkin İslam'ın iç dinamiklerinden çözümler arayan yazar, bunların başında "Kur'ân tefsiri faaliyetlerinin her kesimi kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması"nın elzem olduğu yönünde kanaat izhar eder. Kur'ân-ı Kerim tefsirinde en çok dikkat edilmesi gereken hususun, izlenecek metodun ne olduğunun ortaya konması gerektiği gerçeğinden hareketle, önce yanlış olanın tespitinden başlaması icab ettiğini düşünen yazarımız, tez konusunu "Mısırlı modernistlerin tefsirle ilgili metotları" olarak belirlemiştir.
Bir giriş ve altı ana bölümden oluşan eserin dikkat çekici bir özelliği de baskı haklarının yazarı tarafından tüm Müslümanlara vakfedilmiş olmasıdır.
Giriş bölümünde "Tefsir ilminin doğuşu", "gelişimi" ve Kur'ân'ın tefsiri sadedinde "kadim aklî metodun (: Rey tefsiri) doğuşu" gibi tarihsel arka plan içerikli bilgilere yer verilmiştir. Yine burada iki ayrı başlık altında "İslam'da aklın vazifesi" ve "sınırları" konularından bahsedilmektedir.
Daha sonra "aklî fırkaların doğuşu" konusuna giren yazar, burada "Kadim aklî ekol"ün (: Mutezile) "doğuşu", "kelamî prensipleri", "bilgi kaynağı" ve "tefsirdeki metotları" gibi hususlarda okuyucu bilgilendirmektedir.
Mutezilenin tefsirdeki metodu bölümünde, "kelamî prensiplerine aykırı gördükleri kimi ayetlere getirdikleri teviller", "akla verdikleri ehemmiyet", "israiliyyat ve rivayet tefsiri hakkındaki görüşleri" gibi hususlar başlıca yer verilen konulardır.
Kitapta, Mutezilenin kelamî prensiplerinin nispeten uzun sayılabilecek kemiyette ve mümkün olduğunca kendi kaynaklarından derlendiğini ayrıca belirtmeliyiz.
Son olarak "Mutezilenin çöküşü" ve "Yeni aklî ekol"ün (: el-Efgani ekolü) doğuşu konularından bahseden yazar, böylece giriş bölümünü bitirir.
Birinci bölümün tamamı, yazarın kendilerinden "Yeni aklî ekol" diye bahsettiği el-Efgani, Abduh, Reşid Rıza, Muhammed Mustafa el-Merâgî, Ferit Vecdi, Mahmut Şeltut, Abdulaziz Câvîş, Abdulkadir el-Mağribi, Ahmet Mustafa el-Merâgî gibi zevatın hal tercümelerinden oluşmaktadır.
Burada özellikle el-Efgani, Abduh ve Reşid Rıza'nın hal tercümeleri üzerine iyice eğilen yazar, yer yer tarihi önemi haiz bir takım belgelerden de istifade etmiştir. el-Efgani'nin Mason locasına iltihak talebini havi kendi el yazısıyla kaleme alınmış dilekçesi, bunlar arasında en fazla ilgimizi çekenlerdendir.
İkinci bölümde bu "yeni akli ekol"ün Kur'ân tefsirinde izlediği metot ile bu metodun üzerine bina edildiği ve kitabın yazarı tarafından, ekolün müntesiplerinin eserlerinden istihraç edilerek 11 adet olarak tespit edilen esaslar, detaylı bir biçimde incelenmiştir.
Üçüncü bölümde "yeni aklî ekol"ün Ulumu'l-Kur'ân'a taalluk eden ve Kur'ân'ın tefsiri ile de sıkı ilgisi bulunan "Kur'ân'ın başka bir dile tercümesi", "kıssaları" ve "i'câzı" gibi meselelerdeki görüşleri ayrı başlıklar altında ele alınmıştır.
Dördüncü bölümde "vahiy", "ba's ve kıyamet alametleri", "kaza ve kader", "mucizeler", "insanın aslı/cevheri", "melekler" ve "cinler" gibi bazı Kur'ânî kavramlardan ve "yeni akli ekol"ün bu konudaki görüşlerinden, (özellikle de melek ve cinlerin ontolojik hakikatleri konularında) ortaya attıkları şüphe ve vehimlerden bahsedilmekte ve bunlar teker teker cevaplandırılmaktadır.
Beşinci bölümü yazar, "yeni aklî ekol"ün Kur'ân tefsiri konusunda takip ettiği metot uyarınca selefe muhalefet edip tevil ettikleri ayetlere tahsis etmiştir. Bu bağlamda yedi ayeti örnek alarak inceleyen yazar, bunların sahih İslam anlayışına uygun olarak tefsirlerini verdikten sonra ekolün bu konudaki görüşlerini serdeder ve eleştirilerini yapar.
Son bölümde ise "yeni akli ekol"ün çağdaş İslam düşüncesi üzerindeki pratik etkileri, İslam âlimlerinin ve oryantalistlerin bu ekol hakkındaki düşünceleri ele alınmıştır.
Ekolün, çağdaş İslam düşüncesine yaptığı etkilerin ne boyutta olduğu, yazar tarafından tafsilatlıca ele alınmıştır:
İlk olarak ekolün tefsir alanındaki etkileriyle söze başlayan yazar, burada, Ebu Zeyd ed-Demenhûri'nin yazdığı el-Hidaye ve'l-İrfân fî Tefsîri'l-Kur'ân bi'l-Kur'ân ve hususen Muhammed Abduh ile öğrencilerinden oldukça etkilendiğini belirttiği Şeyh Ali et-Tantavi'ye ait el-Cevâhir fî Tefsîri'l-Kur'ân isimli tefsirlerden yaptığı alıntılarla bu etkiyi pratik olarak gösterir.
"Yeni aklî ekol"ün tesirleri "Kur'ân'ın kıssaları" hususuna da sirayet etmiştir. Nitekim 1947 yılında Muhammed Ahmed Halefullah isimli bir doktora öğrencisi Fuad Üniversitesine sunduğu tezinde bir kıssanın Kur'ân'da geçmesinin tarihi hakikatini ispat edemeyeceğini ve bazı tarihi hakikatler ile Kur'ân'ın muhtevası arasında çelişki olduğunu iddia etmiştir. Kur'ân'ın asli maksadının bu kıssaları tarihi hakikatleri beyan için değil, birer ibret vesikası olarak sunduğu tezinden hareketle söylenen bu tehlikeli sözlerin referansı ise "Yeni aklî ekol"ün mümessillerinden Reşid Rıza'nın Tefsiru'l-Menâr'ı olmuştur.
Ekolün tesirinin bulunduğu konulardan biri de Hz. Peygamberin sünneti ve siretidir. Yazar yine burada sünneti veya sünnetle sabit olmuş bazı meseleleri inkâr eden yazarların eserlerinin izini sürerek bunlarla "Yeni aklî ekol" arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışmıştır. Yazarın bu meyanda dikkat çektiği hususlardan biri de, sünnet aleyhtarı birçok yazara el-Menar dergisinde yazı hakkı verildiği ve bunların kitaplarına "yeni aklî ekol" müntesiplerince takrizler yazıldığı, kendilerinden ve eserlerinden sitayişle bahsedildiğidir.
Yazarımızın, kendilerinden siret hususunda tesirlendiğini zikrettiği şahısların önde gelenlerinden biri de Hayatü Muhammed isimli eserin sahibi Muhammed Hüseyin Heykel'dir. Bu zat, Hz. Peygamber'in Kur'ân dışında başka bir mucizesinin olduğunu inkâr etmiş ve bunun neticesinde ciddi tepkiler almıştı. Yazarımız, tüm tepkilere rağmen onu bu hususta savunan kişinin Reşid Rıza olduğunu belirtir ve konuyla ilgili el-Menar dergisinden alıntılar yapar.
Ekolün Fıkıh alanındaki tesirlerine de değinen yazar, Muhammed Abduh'un taaddüd-i zevcat meselesiyle ilgili olarak fakihlere yaptığı hüküm değişikliği çağrısını örnek verir. Nitekim bu çağrıya kulak veren bazı devletler, taaddüd-i zevcat'a bir takım sınırlamalar getirirken kimileri de bunu caydırıcı bir takım müeyyidelerle tamamen yasaklamıştır. Yazar ayrıca, ekolün doğduğu coğrafya olan Mısır'da, Muhammed Abduh'un bazı talebelerinin taaddüd-i zevcat aleyhine giriştikleri faaliyetlerden, zaman içerisinde konuyla ilgili bu ülkede yürürlüğü giren bir takım yasal düzenlemelere kadar birçok olayı da bu bağlamda kayda geçmiştir.
Ekolün siyasi ve ictimai tesirlerinden de bahseden yazar, İslam âlimlerinin bu ekole mensup zevat hakkındaki görüşlerini de büyük bir itina ile kaydeder.
Kitabının sonunda yazar, Oryantalistler ve İngiliz sömürgecilerin "yeni aklî ekol"e gösterdikleri yakın ilgiyi gözler önüne sermiş ve bunların, ekol mensupları hakkında sarfettikleri övgü dolu sözleri derlemiştir.
"Yeni aklî ekolün tefsir alanındaki metotları" hakkında yaptığı bu hacimli araştırmasının vardığı sonuçları yazar şöyle özetler:
- "Yeni aklî ekol" akla, olması gerekenden fazla değer vermiş ve onu vahiy mertebesine yükseltmiştir.
- Akıl ve Batı medeniyetinin keşifleri muvacehesinde birçok akide meselesini tevil etmiştir.
- Batı medeniyetinin algı ve icraatlarını mutlak surette benimsemiş; bu medeniyetin verilerine her türlü fikri-dini destek için bir iç dönüşüm başlatmıştır.
Kitap, bir master tezi olmasına karşın başarılı ve geniş muhtevasından dolayı adeta "doktora tezi" izlenimi vermektedir.