Kitabiyat

Tercüme Problemleri ve Mealler

e-Posta Yazdır PDF

Faruk Gürbüz

İnsan yayınları, İstanbul-2004, 784 s.

 

Tercüme bir metnin inşasından, yani teliften daha zor bir faaliyet/iştir. Telifte yazar, metni istediği gibi kurgular, inşa eder ve dilediği şeyi dilediği biçimde –doğrudan, dolaylı, sade, sanatlı… bir dil kullanarak– anlatır. Bunun kararı tamamen yazara aittir. Mütercimin işinin zorluğu –hep söylendiği gibi– iki noktadan kaynaklanır: Kaynak metnin dilini iyi bilmek ve hedef dili iyi bilmek. Hatta bu iki unsurun da başarılı bir tercümede yeterli olmadığını söylemek zorundayız. Zira kaynak ve hedef dili iyi bilmek hiçbir zaman yeterli olmaz. Bunun yanında, çevrilen metne nüfuz, metnin özelliklerini olabildiğince çeviriye yansıtmak ve bunu yaparken de hedef dildeki anlatım özelliklerine halel getirmemek de iyi bir çevirinin olmazsa olmazlarıdır.

Herhangi bir metin için durum bu kadar zor ve mesuliyetliyken, başka bir dile aktarılacak olan metin Kur’ân ayetleri olunca mesele daha bir ciddiyet ve ehemmiyet kesbediyor. İlahî kelamın tabiatından kaynaklanan özelliklerin farkında olanlar, Kur’ân ayetlerinin hiçbir dile eksiksiz aktarılamayacağı gerçeğinin de farkındadır.

Ülkemizde Kur’ân meali yazımı faaliyetinin özellikle Cumhuriyet’le birlikte hız kazandığı malum. Her bir meal yazarı, kendi faaliyetinin gerekçesini izah ederken, bu sahada yapılmış diğer çalışmalarda gördüğü aksaklık ve eksiklikleri dile getirmeyi ve kendi mealinin üstün özelliklerini anlatmayı ihmal etmez. Hal böyleyken ülkemizde “meal yazımı” faaliyetinin bir türlü sonu gelmez! Tabii olarak “meal/çeviri problemleri” genel başlığı altına giren çalışmalar da bu paralelde yürüyüp gider!..

Ülkemizdeki meal çalışmalarının arz ettiği belli başlı problemler üzerine kaleme alınmış ciddi bir kitabın okunması bize sadece bu problemlerin somut yansımalarını değil, aynı zamanda Kur’ân’ın lafız ve manasındaki eşsizliği meal imkânları içinde yansıtmaya çalışmanın (ki buna “Kur’ân’ı meale hapsetmek” diyebiliriz) ne kadar doğru, gerçekçi ve makbul bir iş olduğu tartışmasını da sıhhatli biçimde sonuçlandırma imkânı sunacaktır.

Dr. Faruk Gürbüz’ün Tercüme Problemleri ve Mealler isimli çalışması tam da bu özelliklere sahip bir eser. Yazarın Tefsir alanında yaptığı Doktora tezinin kitaplaştırılmış hali olan bu çalışma, meseleye geniş bir ihata alanından bakma imkânı veriyor.

Bu çalışmayı aynı konuda daha önce neşredilmiş kitaplardan ayıran tek özellik geniş hacmi ve meseleyi detaylı olarak ele almış olması değil; yazarın Türkçeye olan hakimiyetini ve dil zevkini yansıtan tesbitler, pasajlar, yaklaşımlar ve örnekler, okuyucuya ayrı bir tat ve iştiyak veriyor.

Eserde, tercüme tarihine ve Kur’ân’ın başka dillere çevrilmesi faaliyetlerinin geçmişine dair bilgilerin verildiği Giriş kısmından sonra üç ana bölüm yer alıyor.

Birinci Bölüm’de yazar teknik olarak tercüme meselesini ele alıyor; tercüme çeşitleri ve problemleri üzerinde duruyor. Her bir ara başlıkta ela aldığı konuyu Kur’ân meallerinden örneklendirmeyi de ihmal etmiyor.

Anlambilim ve Tercüme problemleri başlıklı İkinci Bölüm’de Kur’ân meallerinde Anlambilim açısından görülen aksaklıklar, geniş örneklerle okuyucunun dikkatine sunuluyor. Burada din, secde, salât, akit, darb… gibi çokanlamlı kelimelerin meallere yansıtılış biçimi ile Kur’ân’ın şiir üstü üslubundaki icaz ve bu noktada yaşanan tercüme problemleri ele alınıyor. Burada da Kur’ân’da bulunan çeşitli söz sanatlarının meallere yansıma tarzı, deyimlerin çevirisinde yaşanan güçlükler ve anlam kayıpları/kaymaları özenle seçilmiş örnekler eşliğinde sunuluyor.

Bu bölümde müteşabih ve mücmel ayetlerin çevirisi ile edatlarla ilgili çeviri problemleri de detaylı biçimde işleniyor.

Üçüncü Bölüm’de ise Arapça ile Türkçe arasında ses örüntüsü, söz dizimi, fiil çatıları vb. konulardaki farklılıklardan doğan tercüme hataları konu ediliyor.

Faruk Gürbüz’ün bu çalışması, Kur’ân meali yazma/okuma furyasının hayli yaygın olduğu günümüzde, okuyucunun, Allah’ın mesajını öğrenme arzusu ile nasıl bir maceraya atıldığını görmesi ve meal yazanlardan çok, okuyanlarda –çünkü meal yazanların büyük çoğunluğu eksikliklerini itiraf etmekten sarf-ı nazar eder! –bulunması gereken alt yapının ihmal edilemez bir öneme sahip bulunduğunu idrak etmesi için bulunmaz bir fırsat sunuyor.

 

Menhecü'l-Medreseti'l-Akliyye el-Hadîse fi't-Tefsîr

e-Posta Yazdır PDF

Fehd b. Abdurrahman er-Rumi

Müessesetü'r-Risale, Beyrut-1407/1986, I-II.

 

Kur'ân-ı Kerim'i açıklamak ve şerh etmek gibi ulvi bir amaca hizmet eden tefsir ilmi, Müslüman âlimler tarafından yüzyıllar boyunca oluşturulmuş devasa bir literatüre sahiptir.

Bu âlimlerin farklı gaye, mezhep ve meşrebe mensup olmalarının tabii bir sonucu olarak, onların tefsir sahasında kaleme aldıkları eserlerde renk/tarz farklılıkları bulunmaktadır. Sözgelimi el-Ferrâ, el-Kisâî, el-Ahfeş, ez-Zemahşeri ve Ebu's-Suud gibi âlimler tefsirlerinde Kur'ân'ın filolojik ve edebi yönünü, İbnü'l-Münzir, et-Taberi ve İbni Ebi Hatim rivayet yönünü, el-Cessas, İbnü'l-Arabi ve el-Kurtubi ahkam yönünü, el-Matüridi ve er-Razi kelami yönünü ön plana çıkarmıştır.

Ancak tüm bu farklılıkların yanında, Kur'ân'ın kendilerine anlatmak istediğini keşfetme çabaları esnasında âlimlerimizin, metod olarak "bütüncül bir davranış" içerisinde olduklarını müşahede ederiz. Onlar, eserlerinde mutlaka tefsir/fıkıh/hadis usulünün koyduğu kurallara riayet etmiş ve seleften tevarüs edilene mutlak surette bağlı kalmışlardır. Bu söylediğimiz en azından onların kahir ekseriyeti hakkında geçerlidir.

İslamî/Kelamî fırkalar arasında akliliği ön plana en fazla çıkarmakla meşhur olan Mutezile mezhebine mensup âlimlerin kaleme aldığı tefsirlerde ise, aklın açık etkisinin bulunduğu bir gerçektir. Ayetleri tefsir ederken kendi kelamî prensiplerini temel ölçü olarak kabul eden Mutezili âlimler, bunlarla çatışan ayetlerde çözümü, onları tevil etmekte bulmuşlardır. Ancak yine de (kelamî ihtilafları bir kenara bırakacak olursak), üzerinde ümmetin icma ettiği ve seleften halefe tevarüs edilmiş olma vasfını haiz birçok meselede, Ehl-i Sünnet mezhebi ile birbirine paralel izah ve yorumların bulunduğunu söylemek hilaf-ı hakikat olmasa gerektir.

Modern dönemin kimi tefsir faaliyetlerine baktığımızda ise durum bunun aksinedir. Bu dönemin birçok eserinde, takip edilen yolun aslında metodik olmaktan ziyade konjonktürel olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Bu dönemlerde var olan bilimsel faaliyetler, sosyal yaşam biçimi ve hâkim değerler sistemi ‑diğer tüm eserlerde olduğu gibi‑ tefsirlerde de ciddi tesir sahibidir.

Burada her ne kadar bazı usul ve prensiplerden söz etmek mümkün olsa da bunların da konjonktür baz alınarak formüle edildiğini ve Batı fikriyatı menşeli olduğu bir başka gerçektir. Zamanın hâkim değerleri doğrultusunda yapılan bir Kur'ân tefsiri ise, bu değerlerle çelişen ayetlerin ya tevil edilerek "kabullenilebilir" şekle sokulması ya da son tahlilde tarihsellik adına kurban edilmeleriyle sonuçlanmıştır.  

Yazarın, master tezi olarak hazırladığı Menhecü'l-Medreseti'l-Akliyye el-Hadîse fi't-Tefsir isimli eser, XIX. yüzyıl Mısır'ında Cemalüddin el-Efgani ve Muhammed Abduh'un başını çektiği Modernist ekolün Kur'ân tefsirindeki metotlarını incelemektedir.

Yazar, böyle bir konu seçmekteki gayesinin aslında "davet" merkezli olduğunu belirtir. Müslümanların içerisinde bulunduğu sorunlara ilişkin İslam'ın iç dinamiklerinden çözümler arayan yazar, bunların başında "Kur'ân tefsiri faaliyetlerinin her kesimi kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması"nın elzem olduğu yönünde kanaat izhar eder. Kur'ân-ı Kerim tefsirinde en çok dikkat edilmesi gereken hususun, izlenecek metodun ne olduğunun ortaya konması gerektiği gerçeğinden hareketle, önce yanlış olanın tespitinden başlaması icab ettiğini düşünen yazarımız, tez konusunu "Mısırlı modernistlerin tefsirle ilgili metotları" olarak belirlemiştir.

Bir giriş ve altı ana bölümden oluşan eserin dikkat çekici bir özelliği de baskı haklarının yazarı tarafından tüm Müslümanlara vakfedilmiş olmasıdır.

Giriş bölümünde "Tefsir ilminin doğuşu", "gelişimi" ve Kur'ân'ın tefsiri sadedinde "kadim aklî metodun (: Rey tefsiri) doğuşu" gibi tarihsel arka plan içerikli bilgilere yer verilmiştir. Yine burada iki ayrı başlık altında "İslam'da aklın vazifesi" ve "sınırları" konularından bahsedilmektedir.

Daha sonra "aklî fırkaların doğuşu" konusuna giren yazar, burada "Kadim aklî ekol"ün (: Mutezile) "doğuşu", "kelamî prensipleri", "bilgi kaynağı" ve "tefsirdeki metotları" gibi hususlarda okuyucu bilgilendirmektedir.

Mutezilenin tefsirdeki metodu bölümünde, "kelamî prensiplerine aykırı gördükleri kimi ayetlere getirdikleri teviller", "akla verdikleri ehemmiyet", "israiliyyat ve rivayet tefsiri hakkındaki görüşleri" gibi hususlar başlıca yer verilen konulardır.

Kitapta, Mutezilenin kelamî prensiplerinin nispeten uzun sayılabilecek kemiyette ve mümkün olduğunca kendi kaynaklarından derlendiğini ayrıca belirtmeliyiz.

Son olarak "Mutezilenin çöküşü" ve "Yeni aklî ekol"ün (: el-Efgani ekolü) doğuşu konularından bahseden yazar, böylece giriş bölümünü bitirir.

Birinci bölümün tamamı, yazarın kendilerinden "Yeni aklî ekol" diye bahsettiği el-Efgani, Abduh, Reşid Rıza, Muhammed Mustafa el-Merâgî, Ferit Vecdi, Mahmut Şeltut, Abdulaziz Câvîş, Abdulkadir el-Mağribi, Ahmet Mustafa el-Merâgî gibi zevatın hal tercümelerinden oluşmaktadır.

Burada özellikle el-Efgani, Abduh ve Reşid Rıza'nın hal tercümeleri üzerine iyice eğilen yazar, yer yer tarihi önemi haiz bir takım belgelerden de istifade etmiştir. el-Efgani'nin Mason locasına iltihak talebini havi kendi el yazısıyla kaleme alınmış dilekçesi, bunlar arasında en fazla ilgimizi çekenlerdendir.

İkinci bölümde bu "yeni akli ekol"ün Kur'ân tefsirinde izlediği metot ile bu metodun üzerine bina edildiği ve kitabın yazarı tarafından, ekolün müntesiplerinin eserlerinden istihraç edilerek 11 adet olarak tespit edilen esaslar, detaylı bir biçimde incelenmiştir.

Üçüncü bölümde "yeni aklî ekol"ün Ulumu'l-Kur'ân'a taalluk eden ve Kur'ân'ın tefsiri ile de sıkı ilgisi bulunan "Kur'ân'ın başka bir dile tercümesi", "kıssaları" ve "i'câzı" gibi meselelerdeki görüşleri ayrı başlıklar altında ele alınmıştır.

Dördüncü bölümde "vahiy", "ba's ve kıyamet alametleri", "kaza ve kader", "mucizeler", "insanın aslı/cevheri", "melekler" ve "cinler" gibi bazı Kur'ânî kavramlardan ve "yeni akli ekol"ün bu konudaki görüşlerinden, (özellikle de melek ve cinlerin ontolojik hakikatleri konularında) ortaya attıkları şüphe ve vehimlerden bahsedilmekte ve bunlar teker teker cevaplandırılmaktadır.

Beşinci bölümü yazar, "yeni aklî ekol"ün Kur'ân tefsiri konusunda takip ettiği metot uyarınca selefe muhalefet edip tevil ettikleri ayetlere tahsis etmiştir. Bu bağlamda yedi ayeti örnek alarak inceleyen yazar, bunların sahih İslam anlayışına uygun olarak tefsirlerini verdikten sonra ekolün bu konudaki görüşlerini serdeder ve eleştirilerini yapar.  

Son bölümde ise "yeni akli ekol"ün çağdaş İslam düşüncesi üzerindeki pratik etkileri, İslam âlimlerinin ve oryantalistlerin bu ekol hakkındaki düşünceleri ele alınmıştır.

Ekolün, çağdaş İslam düşüncesine yaptığı etkilerin ne boyutta olduğu, yazar tarafından tafsilatlıca ele alınmıştır:

İlk olarak ekolün tefsir alanındaki etkileriyle söze başlayan yazar, burada, Ebu Zeyd ed-Demenhûri'nin yazdığı el-Hidaye ve'l-İrfân fî Tefsîri'l-Kur'ân bi'l-Kur'ân ve hususen Muhammed Abduh ile öğrencilerinden oldukça etkilendiğini belirttiği Şeyh Ali et-Tantavi'ye ait el-Cevâhir fî Tefsîri'l-Kur'ân isimli tefsirlerden yaptığı alıntılarla bu etkiyi pratik olarak gösterir.

"Yeni aklî ekol"ün tesirleri "Kur'ân'ın kıssaları" hususuna da sirayet etmiştir. Nitekim 1947 yılında Muhammed Ahmed Halefullah isimli bir doktora öğrencisi Fuad Üniversitesine sunduğu tezinde bir kıssanın Kur'ân'da geçmesinin tarihi hakikatini ispat edemeyeceğini ve bazı tarihi hakikatler ile Kur'ân'ın muhtevası arasında çelişki olduğunu iddia etmiştir. Kur'ân'ın asli maksadının bu kıssaları tarihi hakikatleri beyan için değil, birer ibret vesikası olarak sunduğu tezinden hareketle söylenen bu tehlikeli sözlerin referansı ise "Yeni aklî ekol"ün mümessillerinden Reşid Rıza'nın Tefsiru'l-Menâr'ı olmuştur.

Ekolün tesirinin bulunduğu konulardan biri de Hz. Peygamberin sünneti ve siretidir. Yazar yine burada sünneti veya sünnetle sabit olmuş bazı meseleleri inkâr eden yazarların eserlerinin izini sürerek bunlarla "Yeni aklî ekol" arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışmıştır. Yazarın bu meyanda dikkat çektiği hususlardan biri de, sünnet aleyhtarı birçok yazara el-Menar dergisinde yazı hakkı verildiği ve bunların kitaplarına "yeni aklî ekol" müntesiplerince takrizler yazıldığı, kendilerinden ve eserlerinden sitayişle bahsedildiğidir.

Yazarımızın, kendilerinden siret hususunda tesirlendiğini zikrettiği şahısların önde gelenlerinden biri de Hayatü Muhammed isimli eserin sahibi Muhammed Hüseyin Heykel'dir. Bu zat, Hz. Peygamber'in Kur'ân dışında başka bir mucizesinin olduğunu inkâr etmiş ve bunun neticesinde ciddi tepkiler almıştı. Yazarımız, tüm tepkilere rağmen onu bu hususta savunan kişinin Reşid Rıza olduğunu belirtir ve konuyla ilgili el-Menar dergisinden alıntılar yapar.

Ekolün Fıkıh alanındaki tesirlerine de değinen yazar, Muhammed Abduh'un taaddüd-i zevcat meselesiyle ilgili olarak fakihlere yaptığı hüküm değişikliği çağrısını örnek verir. Nitekim bu çağrıya kulak veren bazı devletler, taaddüd-i zevcat'a bir takım sınırlamalar getirirken kimileri de bunu caydırıcı bir takım müeyyidelerle tamamen yasaklamıştır. Yazar ayrıca, ekolün doğduğu coğrafya olan Mısır'da, Muhammed Abduh'un bazı talebelerinin taaddüd-i zevcat aleyhine giriştikleri faaliyetlerden, zaman içerisinde konuyla ilgili bu ülkede yürürlüğü giren bir takım yasal düzenlemelere kadar birçok olayı da bu bağlamda kayda geçmiştir.

Ekolün siyasi ve ictimai tesirlerinden de bahseden yazar, İslam âlimlerinin bu ekole mensup zevat hakkındaki görüşlerini de büyük bir itina ile kaydeder.

Kitabının sonunda yazar, Oryantalistler ve İngiliz sömürgecilerin "yeni aklî ekol"e gösterdikleri yakın ilgiyi gözler önüne sermiş ve bunların, ekol mensupları hakkında sarfettikleri övgü dolu sözleri derlemiştir.

"Yeni aklî ekolün tefsir alanındaki metotları" hakkında yaptığı bu hacimli araştırmasının vardığı sonuçları yazar şöyle özetler:

- "Yeni aklî ekol" akla, olması gerekenden fazla değer vermiş ve onu vahiy mertebesine yükseltmiştir.

- Akıl ve Batı medeniyetinin keşifleri muvacehesinde birçok akide meselesini tevil etmiştir.

- Batı medeniyetinin algı ve icraatlarını mutlak surette benimsemiş; bu medeniyetin verilerine her türlü fikri-dini destek için bir iç dönüşüm başlatmıştır.

Kitap, bir master tezi olmasına karşın başarılı ve geniş muhtevasından dolayı adeta "doktora tezi" izlenimi vermektedir. 

 
Sayfa 1 > 4

Duyuru

Birinci ve ikinci  sayılarımıza RIHLE başlığı altındaki menümüzden ulaşabilirsiniz.



RIHLE 5-6 KAPAK 
Rıhle 9