Rıhleden

e-Posta Yazdır PDF

 

 

Bismillah

Üçüncü sayımızla huzurunuzdayız. Müyesser kılana hamdolsun!

Özellikle yurt dışından (gerek makale formatında, gerekse soruşturmaya cevap sadedinde) aldığımız katkıların belirlediğimiz takvim içinde gerçekleşmemesi sonucu, bu sayı da biraz gecikmeli olarak çıkmış oldu. Bu aksaklığın önümüzdeki sayılara yansımaması için çalışıyoruz…

İlk sayımıza sizlerden gelen eleştiriler, ikinci sayıda büyük ölçüde azaldı. Modernizm gibi son derece teknik bir konuyu kapak yapmış olmamıza rağmen bu sayımızda da bir “dil” ve “anlaşılma” problemi yaşanmayacak inşaallah. Bu, mükemmeli yakaladığımız anlamına gelmiyor elbette. Problem şurada ki, Rıhle’nin dile getirdiklerinin doğru olduğu konusundaki fikir birliği, dile getiriş tarzı üzerinde fikir birliği oluşması gerektiği gibi bir anlayışı beraberinde getiriyor. Oysa Rıhle tarzındaki bir yayın organının hedef kitlesini oluşturanların tamamının aynı bilgi ve algı seviyesinde olması hem mümkün hem de gerekli değil.

Âlâ külli hal, biz bu noktadaki iletişim arızasını asgariye indirmek bakımından bize düşeni yapmanın gayretindeyiz. Aziz okuyucudan beklentimiz, birlikte çıktığımız bu yolculukta seviye ve kaliteyi belli bir noktada dondurmak değil, hep birlikte yükseltmek gibi bir mükellefiyetin muhatabı olduğumuzu unutanlara hatırlatmasıdır.

***

Rıhle’de yer alan yazılarda, “lisan” (kullanılan kelimeler) konusunda yeterli hassasiyetin gösterilmediği yolundaki tenkitleri vesile edinerek, İslam adına yazmak/konuşmak söz konusu olduğunda uzun yıllardan beri gündeme gelen ve bir türlü çözüme kavuşturulamamış bulunan bu mesele hakkındaki görüşümüzü ifade edelim:

Biz, meramın hangi kelimelerle ifade edildiğinden çok, doğru ifade edilip edilmediğini önemsemek gerektiğini düşünüyoruz. Zira Osmanlıca kelime ve terkipler kullanmak tek başına bir fikrin doğruluğunu göstermeyeceği gibi, doğru ifade edildiğini de göstermez.

Denebilir ki, doğru fikri, doğru biçimde Osmanlıca kelime ve terkiplerle ifade etmenin ne sakıncası var?

Hemen belirtelim ki, bizim, meramın Osmanlı Türkçesi kullanılarak ifade edilmesine herhangi bir itirazımız söz konusu değil/olamaz. Ancak ne yazık ki ülkemizde okur-yazar kesimin büyük çoğunluğu bu dili kullanarak iletişim kurmuyor; bu dili anlamıyor. Bu tesbit, özellikle bilincini İslam Modernizmi’nin şu veya bu ölçüde şekillendirdiği genç kuşak için fazlasıyla geçerli. Böyle bir vasatta bize göre yapılması gereken, hedef kitlemizi, öncelikle Osmanlı Türkçesi gibi muazzam bir yapıyı oluşturan bilinç durumuyla tanıştırmaktır. Bu da süreç olarak ilk adımda hedef kitle ile sağlıklı bir iletişim kurmayı gerekli kılıyor.

İkinci bir husus da şudur: Biz, Rıhle olarak öncelikle kavramların dildeki hayatiyetini devam ettirmek gerektiği düşüncesindeyiz. Bunu söylerken hem bize yabancı kavramların dilimize/dünyamıza girmesine, hem de bize ait olan kavramların dilimizden/dünyamızdan çıkmasına engel olmayı kast ediyoruz. Zira kavramlar fikriyatın anahtarıdır. Fikirler kavramlar vasıtasıyla zihnimize/benliğimize yerleşir.

Yabancı kavramlar zihin dünyasını istila ettiği sürece, bize ait olmayan/bid’at (hatta belki küfür?!) bir düşünceyi Osmanlı Türkçesi ile anlatmak ne ifade eder ki! Hatırlamak gerekir ki Abdullah Cevdet’in, Şemseddin Sami’nin yahut Celal Nuri’nin kullandığı dil Osmanlı Türkçesi idi. Fakat kullandıkları kavramların, dolayısıyla savundukları fikirlerin bize ait olmadığı, ayrıca vurgulamaya gerek bırakmayacak kadar açık değil mi?!

***

Bu sayıda kapak konusuyla ilgili olarak Prof. Dr. Salim Öğüt’ün “Modern İlahiyatçılar Hangi Anlayışın Mümessilleri” başlıklı makalesi ilgiyle okunmaya değer. Sri Lankalı ilim adamı, Prof. Dr. Dîn Muhammed Muhammed Mîrâ ile yapılan mülakatın apayrı bir yeri var bu sayıda. Yine bu sayıya Yusuf Kaplan, Prof. Dr. Bülent Uçar yazılarıyla ayrı bir değer kattılar. İntikad bölümünde ise Dr. Ebubekir Sifil'in Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocaya yönelik uzun bir tenkit yazısı yer alıyor.

Kapakta Modernizm’in sonuna eklediğimiz iki “mim” harfini merak edenler için: Birinci “mim” modernizme kuyruk olmuş Müslümanları; ikincisi ise onlara ve onlarla birlikte modernizme koymuş olduğumuz “mim”i simgeliyor.

***

İki bayram arasına nasip oldu bu sayı… Gecikmiş de olsa hem geçmiş Ramazan ve hem de gelecek olan Kurban bayramınızı tebrik eder, Allah katında makbul amellere muvaffak olmanızı dileriz.

***

Son olarak, abone meselesinin önemini bir kere daha dikkatlerinize sunmak istiyoruz. İkinci sayıdan itibaren abone formları dergi ile birlikte gönderilmeye başladı. Ayrıca www.rihledergisi.com.tr adresinden de abonelik konusuyla ilgili bilgi edinebilirsiniz.

Dördüncü sayıda buluşmak üzere selam ve dua ile…

 

 

Duyuru

Birinci ve ikinci  sayılarımıza RIHLE başlığı altındaki menümüzden ulaşabilirsiniz.



RIHLE 5-6 KAPAK 
Rıhle 9