Kitabiyat

SÜNNET’İN BAĞLAYICILIĞI

e-Posta Yazdır PDF

 

“The Authority of Sunnah”

Muhammed Taqi Usmânî

Rağbet Yayınları

Türkçesi: Dr. İbrahim Kutluay

İstanbul – 2005

ISBN: 975-6373-30-X

 

Pakistan’da önemli ilim adamlarının yetişmesine vesile olmanın yanısıra birçok ilmî çalışmaya da imza atan; Karaçi Dâru’l-Ulûm Medrese’sinin kurucusunun oğlu, Pakistan Baş Müftüsü, Anayasa Eski Hâkimi, ulusal ve uluslararası onlarca banka ve finans kurumunun İslamî danışmanlığını yürüten; Pakistan ekonomisinin İslamileştirilmesi projesinde yer alan; ayrıca 43 yıldır Hadis ve Fıkıh alanında dersler veren Muhammed Taqi Usmânî’in, hacim itibari ile küçük, ama Sünnetin anlaşılmasında devasa faydaları barındıran bu kıymetli eserinin Türkçe çevirisi, her şeyden önce zihinlerde yer alması gereken sahih Sünnet anlayışını berraklaştırdığı için okuyucuya tanıtılmayı hak ediyor.

Dünya çapında bir üne sahip Müfti Muhammed Taqi Usmânî, İslam dünyasının karşılaştığı problemlerin çözümü ve İslamî ilimlerin ihyası noktasında gayret eden, talebeler yetiştiren, Urduca, Arapça, İngilizce gibi dillerde elliyi aşkın eser veren velûd bir İslam âlimidir.

Kitabın önsözünde, uzun süreden beri Hz. Peygamber’in Sünneti’ne dair temel bilgileri, Sünnet’in genel özelliklerini, Sünnet’in delil oluşunun keyfiyetini ve onun güvenirliliğinin ölçülerini ihtiva eden İngilizce muhtasar bir kitapçığa olan ihtiyacı hissettiğini belirten yazar, 1989 yılının ocak ayında Uluslararası İslam Örgütü tarafından Chicago’da düzenlenen bir konferansa “Sünnetin Delil Oluşu” hakkında bir tebliğ sunmak için davet edildiğinde, bu ihtiyacı gidermek için bir fırsatın oluştuğunu ve konferansta istenenden daha ayrıntılı bir tebliğ hazırlayarak bu kitabın doğmasına vesile olduğunu ifade ediyor.

Bu kitap, Hz. Peygamber’in Sünneti’nin mahiyetini, O’nun Sünneti’nin, gelecek bütün nesiller de dâhil, tüm Müslümanlar üzerinde nasıl bir bağlayıcılığa sahip bulunduğunu gözler önüne sermektedir. Yine Kur’ân-ı Kerim tarafından Sünnet’e verilen konumun ne olduğunu ve geçmiş ümmet âlimlerinin Sünnet’i koruma yolunda ne gibi tedbirler aldığını öğrenmek isteyen genel okuyucu kitlesine hitap etmekte ve gerek İslam hukukunun kaynağı, gerekse bütün Müslümanlar için günlük hayatlarında “bir kılavuz kaynak” olarak Sünnet’in gerçek konumunu anlamaya yardımcı olmaktadır.

Mütercimin;

“Sünnet’in Bağlayıcılığı adıyla çevirdiğimiz elinizdeki bu eser, Hadis ve İslam Hukuku sahasında yetkin Pakistanlı bir müellifin kaleminden çıkmıştır. Bu eserde Prof. Dr. Muhammed Taqi Usmânî, Hz. Peygamber’in Sünneti’ne başvurmadan Kur’ân’da yer alan pek çok ibadetin “Allah’ın murad ettiği şekilde” tatbik imkânının olmadığını, Kur’ân kendi dilleriyle inmesine rağmen Ashab’ın “Kur’ân’ı anlamak ve uygulamak için” Nebevî açıklamalara ihtiyaç duyduklarını, buna göre sözkonusu nebevî açıklama ve uygulamalara Ashab’dan sonraki nesillerin ve bizim daha ziyade ihtiyacımız olduğunu, bunun için de Sünnet’in gelecek nesiller için bir şekilde muhafaza edilmiş olması gerektiğini Kur’ân’dan ve İslam tarihinden yeterince örnek vermek suretiyle delillendirmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’e itaatin gerekliliği, Sünnet’in dindeki yeri ve Kur’ân’ı anlama ve uygulamadaki vazgeçilmez önemini, Sahabeden başlayarak Tabiîn ve Tebeü’t-Tabiîn döneminde Sünnet’i koruma noktasında yapılan çalışmaları “özet halinde” vermektedir. Bu bakımdan dün olduğu gibi bugün de dinî tartışmaların odağında yer alan Sünnet’in dindeki yeri ve değeri konusunda özet bilgi edinmek isteyen okuyucuya bu eser yararlı olacaktır” ifadelerine biz de gönülden katılıyor ve Sünnet sahasında okuma yapacak kişilere bu kitabı mutlaka okumalarını tavsiye ediyoruz.

 

AHKÂMU'L-BÎE Fİ'L-FIKHİ'L-İSLÂMÎ

e-Posta Yazdır PDF

 

Abdullah b. Ömer b. Muhammed es-Suhaybânî

(Dâru İbni'l-Cevzî, Riyad-1409/2008, 855 sayfa)

Çevre kirliliğinin modern zamanlarda ortaya çıkmış bir problem olduğu malum. Tabiattaki bitki örtüsünün, suların, havanın ve toprağın hoyratça kullanılması, daha doğrusu bütün bunların "varlığına kastedilmesi" sonucunda baş gösteren bir dizi problem, sonunda dünyanın geleceğini ciddi biçimde tehdit den bir "insanlık meselesi" haline geldi.

Artık haber bültenlerinde, günlük gazetelerde ya da bilimsel yayınlarda küresel ısınma, bazı canlı türlerinin yok olması, mevsim değişiklikleri vb. ürkütücü gelişmeler konusunda bir şeyler okumadığımız/seyretmediğimiz gün yok gibi. İnsanlık topyekün bir intihara doğru sürükleniyor.

Adına "çevre kirliliği" denen şey aslında bir "küresel cürüm!" Sadece insanlığın geleceğini tehdit ettiği için değil, aynı zamanda –hayvanıyla, bitkisiyle, börtü-böceğiyle– yüzlerce, binlerce canlı türünün yok olmasına yol açtığı, bize emanet edilmiş "hayat alanı"nı bütünüyle ve geri dönülmez biçimde tahrip ettiği için bu korkunç vakıaya "çevre kirliliği" demek, bir anlamda problemi hafifletmek olacaktır. Tabiat gözlerimizin önünde can çekişiyor ve biz korkunç bir aymazlıkla sanayileşme, kalkınma, ilerleme anlayışıyla, kitle imha silahlarıyla, nükleer enerji, iletişim, ulaşım, gen… teknolojileri gibi unsurlarıyla bir bütün olarak modern çağı kutsamaya devam ediyoruz!

Problem ne kadar büyükse, ülkemizde –özellikle de İslamî araştırmalar bağlamında– bu probleme gösterilen duyarsızlık da o ölçüde endişe verici. Dilimizde, gerek akademik çalışmalar planında, gerekse bağımsız araştırma olarak bu problemi ciddi şekilde ele alan İslam merkezli çalışmaların sayısının bir elin parmaklarını geçtiğini söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Buna mukabil, konu hakkında Arapça bir hayli çalışma bulunduğu dikkat çekiyor. Pek çoğu es-Suhaybânî'nin Ahkâmu'l-Bîe'sinde de kaynak olarak kullanılmış 60'ın üzerinde çalışma bulunduğunu biliyoruz. Bunların önemlice bir kısmı akademik çalışma hüviyetinde.

Bu çalışmalar arasında, gerek konuyu ele alış tarzı ve sistematiği, gerekse hacmi dolayısıyla es-Suhaybânî'nin çalışmasının ayrı bir yeri var. Ayrıca kendisinden önce yapılmış çalışmaların hemen tamamından istifade edilerek meydana getirilmiş olması, Ahkâmu'l-Bîe fi'l-Fıkhi'l-İslâmî'ye farklı bir özellik kazandırıyor.

Müellif bu eserini, konuyu derli-toplu biçimde takdim ettiği uzunca bir Giriş'ten sonra yer verdiği 5 Bölüm'e ayırmış. Bu bölümlerin her birinde sırasıyla su, hava, toprak, hayvanlar âlemi ve bitkiler âlemi ele alınmış ve bu beş ana konunun çevre nokta-i nazarından durumu detaylı alt başlıklarda sistematik biçimde tartışılmış.

Suyu, havayı ve toprağı kirleten faktörler sıralandıktan sonra bunların kirletilmesinin hükmü, hayvan ve bitkilerle ilgili olarak da hormon kullanımı, genetik kopyalama vb. hususlar üzerinde durulmuş.

Konuyla ilgili İslamî çalışmaların genelinde görülen bir özellik es-Suhaybânî'nin bu çalışmasına da yansımış. Nedense Müslüman müellifler, çevre ve genetik çalışmalarla ilgili problemlere, büyük fotoğrafı görerek değil, fotoğrafın içindeki bir kareyi dikkate alarak yaklaşıyor.

Adına "çevre kirliliği" denen küresel problem, insanoğlunun, daha doğrusu Batılı/Batılılaşmış insanın, diğer canlıları ve tabiatı kendi emrine verilmiş, üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabileceği hükümranlık alanı olarak görmesinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. O, yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla tabiatın, insanların ve hayvanların sadece kendi arzularına, rahatına, konforuna ve ekonomik gelişmesine hizmet etmek üzere var olduğunu düşünüyor. Teknolojik gelişmelerin temelinde de, uzay çalışmalarının arkasında da hep aynı saik var. Dolayısıyla çevre problemlerini ve genetik çalışmaları bu saiki göz ardı ederek ele almak, esas problemi ıskalamak olacaktır.

Dinimizin ağaç dikmeye teşvik ettiğini, meşru bir mazeret olmadan ağaç ve bitkilere zarar verilmesini yasakladığını, durgun suya bevletmekten sakındırmak suretiyle suların kirletilmemesi hükmünü getirdiği… söylendiğinde gerçekten de İslam'ın çevre problemine bakışı yansıtılmış mı olmaktadır?

Soru şudur: Çevre kirliliğine sebep olan, ekolojik dengeyi tahrip eden, gen mühendisliği denen çalışma alanını ortaya çıkaran ve bu alanda çalışanları, canlıların genetik yapısıyla oynamaya sevk eden nedir? Müslümanların bu soruya vereceği cevap elbette yaygın kabullerden farklı olmalıdır. Zira Müslümanlar, bu dünyada insana emanet edilen yaşama alanının, insanca yaşamak için fazlasıyla yeterli olduğunu düşünür ve "fıtrat"a müdahale etmeden yaşama hassasiyetiyle hareket eder. Çevre kirliliği de, ekolojik dengenin tahribi de, genetik çalışmalar da hiç şüphesiz "fıtrata müdahale" anlayışının sonucudur. Kur'ân'ın "karada ve denizde fesat" diye ifade ettiği de, "ekinin ve neslin helakı" olarak nitelendirdiği de bu çerçevenin içinde görülmesi gereken vakıalardır.

"Fıtrat" en geniş anlamıyla varlığın benzersiz ve mükemmelen var ediliş tarzıdır. İnsanoğluna "fıtrata müdahale imkânı"nın verilmiş olması, fıtrata müdahalenin, yani karayı ve denizi ifsat (dejenere ve tahrip) ve ekini ve nesli helak etmenin meşruiyetine delil teşkil edecek tarzda takdim edilebilir mi?

Fıtratı tağyir tarzında işleyen teknolojinin yol açtığı ifsat ve tahribat ile bitki ve hayvanların genetik yapısının değiştirilmesinin sonucunda ortaya, ekosistem bakımından önemli aksaklıkların çıktığı kimsenin gizlisi değildir. Tabiattaki her canlı, varlığıyla ekosistemin "ikamesiz" bir parçasıdır. Onlardan birinin yokluğu, hatta dengeyi bozacak derecede azalması veya çoğalması, ekosistemi tahrip etmekte, diğer canlıların ve tabii insanın varlığını etkilemekte, baş edilmesi mümkün olmayan zincirleme problemler doğurmaktadır.

Bütün bunlardan daha önemlisi ise, bu tahribatın, haksız yere binlerce canlı türünün yok olmasına sebebiyet veren insanın marifeti olmakla, mahkeme-i kübrada bir hesabının olduğu gerçeğinin tamamen unutulmuş bulunmasıdır.

Meseleye bu çerçeveden bakıldığında, teknolojik gelişmelerin İslamî açıdan neredeyse "zaruriyat" derecesinde tasdik edilmesinin de, "genetik kopyalama şu şu kayıtlarla caizdir" tarzındaki fetvaların, "konunun İslamî hükmü" olarak takdim edilmesinin de son derece tartışmalı olduğu tebellür etmektedir.

 

 
Sayfa 1 > 3

Duyuru

Birinci ve ikinci  sayılarımıza RIHLE başlığı altındaki menümüzden ulaşabilirsiniz.



RIHLE 5-6 KAPAK 
Rıhle 9