İntikad

Dipnotlar

e-Posta Yazdır PDF

[1] Kırbaşoğlu, Sünni Paradigma…: 10.

[2] el-Bikâî, Nazmü'd-Dürer, 11/234.

[3]  Bkz. eş-Şafiî, er-Risale: 19.

[4]  Bkz. eş-Şafiî, er-Risale: 19.

[5] eş-Şafiî, er-Risale: 26.

[6] Bkz. eş-Şafiî, er-Risale: 28.

[7] Bakara: 196'da geçen "3+7= 10" ile Ârâf: 142'de geçen "30+10=40" işlemleri.

[8] eş-Şafiî, er-Risale: 28. Parantez içleri ile italik vurgular bize ait.

[9] el-Cessas, el-Fusul: 1/238–246.

[10]  eş-Şafiî, er-Risale: 73-75. (8. Dipnot)

[11]  el-Beyhaki, Delâilu'n-Nübüvve: 1/20; Ahkâmu'l-Kur'ân: 1/27.

[12] Bkz. Muhammed Hâc İsa, Nakdü Tab'ati'ş-Şeyh Ahmed Şâkir lir'-Risale: http://www.ahlalhdeeth.com/vb/showthread.php?t=86432&highlight=%C3%CD%E3%CF+%E3%CD%E3%CF+%D4%C7%DF%D1

[13]  eş-Şafiî, er-Risale: 91–92.

[14]  eş-Şafiî, er-Risale: 104.

[15] eş-Şâtibî, el-Muvafakat: 4/314, 316.

[16] eş-Şâtibî, el-Muvafakat: 4/335.

[17]  eş-Şafiî, er-Risale: 105.

[18] eş-Şafiî, er-Risale: 104.

[19] İmam Şafiî bu tür sünnetlerle, mücmel ayetlere tefsir olarak gelen sünnetlerle, umum/mutlak ayetleri tahsis/takyid eden sünnetleri, bir de nasih-mensuha delalet eden sünnetleri kastetmektedir. Nitekim buralarda, konuyla ilgili mevcut olan bir kitap nassından ve onu beyan sadedinde varit olan bir sünnet mevzubahis edilmiştir.

[20]  İmam Şafiî'nin geride bahsettiği meseleler şunlardır: 1- Kitaba beyan olarak varit olan sünnetler, 2- Kitabın bulunmadığı yerde varit olan sünnetler. Bkz. er-Risale: 88.

[21]  eş-Şafiî, er-Risale: 105.

[22]  eş-Şafiî, er-Risale: 106. Bkz. Yunus: 15, Rad: 39, Bakara, 196, Nahl: 101.

[23] ez-Zerkeşi, el-Bahru'l-Muhit: 3/190.

[24] 10/Yunus: 15; 2/Bakara: 106. Bkz. er-Risale: 106–108.

[25] eş-Şafiî, er-Risale: 106.

[26] eş-Şafiî, er-Risale: 106–108.

[27] ez-Zerkeşi, el-Bahru'l-Muhit: 3/186–188.

[28] eş-Şafiî, er-Risale: 110.

[29]  ez-Zerkeşi, el-Bahru'l-Muhit: 3/195.

[30] Nasih-Mensuh, Muhassis-Muhassas, Mukayyid-Mukayyed.

[31] eş-Şafiî, er-Risale: 183-184.

[32] "Eğer Kur'ân bir sünneti nesh ederse, bu neshi beyan edecek ikinci bir sünnet varit olur" şeklinde özetleyebileceğimiz yukarıda detaylarını aktardığımız anlayış.

[33] Mesela bkz. el-Muvatta (rivayetü Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybani , Beyrut 1984, s. 241, Kitabu'l-Hudud fi'z-Zina, 1. (KIRBAŞOĞLU'nun dipnotu)

[34]  Abdurrezzak, el-Musannef: 3330

[35] el-Bezzar, el-Bahru'z-Zahhâr, -Müsnedü'l-Bezzar-: 4/245–246, H. No: 3788; et-Taberâni, el-Mucem'ül-Evsat: 1/49–50, H. No: 137 [36]  İbni Hacer, Fethu'l-Bârî: 15/688.

[37]  et-Taberi, Câmi'u'l-Beyan: 8/416–417, Maide: 41.

[38] Ahmed b. Hanbel, Müsned: 14/226, No: 8552; et-Tahavi, Şerhu Müşkili'l-Âsâr: 7/350–351, No: 2910; İbn Huzeyme, es-Sahih: 2/120, No: 1039; İbn Hibban, es-Sahih: 16/110, No: 7156. Meşhur olan görüşe göre Ebu Hüreyre yine aynı yılda Müslüman olmuştur. Bkz: Ebu Nuaym, Marifetü's-Sahabe: 4/1978, No: 4964; İbn el-Esir, Üsdü'l-Ğâbe: 6/314; İbn Hacer, el-İsâbe: 7/202. Bu görüşü tercih edenler için Bkz. Abdüssettar eş-Şeyh, Ebu Hüreyre: 61.

[39]  Abdurrezzak, el-Musannef: H. No: 3330

[40]  Müslim, es-Sahih: Kitabu'l-Hudud, Bab No: 5.

[41]  İbn Sa'd, Kitabü't-Tabakatü'l-Kebir, 5/27.

[42]  el-Osmanî, T. Fethu'l-Mülhim: 2/252–255.

[43]  İbn Hacer, Fethu'l-Bârî: 9/242

[44]  İbn Hacer, el-İsabe: 6/78

[45]  et-Tirmizi, es-Sünen: Tefsiru'l-Kur'ân, Bab: 25, H. No: 3177

[46]  Tahir b. Âşûr, et-Tahrir ve't-Tenvir: 18/112.

[47]  el-Buhari, es-Sahih: Kitabu'l-Hudud, Bab No: 30.

[48] Konuyla ilgili detaylı bilgi için bkz. el-Osmanî, T. Fethu'l-Mülhim: 2/252–255

[48b]Recm rivayetlerinin topluca zikri için bkz. el-Osmanî, T. Fethu'l-Mülhim: 2/249–252

[49] el-Cessas, el-Fusul: 2/358; 3/277

[50] İbn el-Arabi, Ahkâmu'l-Kur'ân: 1/465.

[51] er-Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb: 23/135, 24/Nur: 2.

[52]  İbn Teymiyye, Mecmûatu'l-Fetâvâ: 20/219

[53]  er-Rafii, el-Aziz Şerhu'l-Veciz: 11/128.

[54] İbn el-Hümam, Fethu'l-Kadir, 5/224.

[55]  el-Âlûsî, Rûhu'l-Ma'anî: 18/79.

[56] eş-Şevkânî, Fethu'l-Kadir: 4/7, 24/Nur: 2.

[57] İbn Âşûr, et-Tahrîr ve't-Tenvîr: 18/120, 24/Nur: 2.

[58]  el-Cessas, el-Fusul: 3/35, 48.

[59]  Kırbaşoğlu, İslam'a yamanan sanal şiddet, İslamiyat, 5/1 Ocak-Mart 2002, s.130.

[60]  el-Cessas, el-Fusul: 3/47.

[61]  el-Cessas, el-Fusul: 3/48-49; el-Bezdevi, Usulü'l-Pezdevi: 152; es-Serahsi, Usulü's-Serahsi: 1/293.

[62]  eş-Şafiî, er-Risale, 129.

[63]  Müslim, es-Sahih, Kitâbu'l-Hudud, Bab: 3; et-Taber, Câmiu'l-Beyan, 6/498, (4/Nisa: 15).

[64] Kırbaşoğlu, Alternatif Hadis Metodolojisi: 91.

[65] el-Hatip el-Bağdâdî, el-Kifâye: 1/96; İbn es-Salâh, el-Mukaddime: 45; İbn Hacer, Nüzhetü'n-Nazar: 140; es-Sehâvî, Fethu'l-Muğîs: 1/178.

[66]  Bkz. el-Askalani, Tehzibü't-Tehzib, 2/59.

[67]  Bkz. a.g.m, a.g.e, 2/107.

[68] Bkz. a.g.m, a.g.e, 4/25.

[69] eş-Şafiî, er-Risale: 461-464.

[70] eş-Şafiî, er-Risale: 463.

[71]  eş-Şafiî, er-Risale: 139-140.

[72]  eş-Şafiî, er-Risale: 106.

[73]  Şafiî, er-Risale, 138.

[74]  Şafiî, er-Risale, 142.

[75]  Bkz. er-Râzi, et-Tefsîru'l-Kebir, 2/234, 2/Bakara: 180.

[76] eş-Şafiî, er-Risale: 142.

[77] eş-Şafiî, er-Risale: 161.

[78] eş-Şafiî, Ahkâmu'l-Kur'ân: 1/31.

[79] Bu hataların er-Risale'nin muhakkiki Ahmed Muhammed Şâkir tarafından fark edilmemesini ise ‑yukarıda geçen "ayet hatası" meselesinde de işaret ettiğimiz gibi‑ er-Rabi'ye ait olduğunu ifade ettiği ve tahkikinde "asıl" olarak kabul ettiği nüshaya aşırı güven duyması olduğunu zannediyoruz. Onun bu nüshaya karşı duyduğu güven, diğer er-Risale nüshalarına güvenmemesine, İmam Şafiî'nin nasslarından nakiller yapan el-Beyhaki'nin eserlerine müracaat etme ihtiyacı duymamasına ve buralarda yanlış metin tercihinde bulunmasına yol açmıştır. [80]  Bkz. eş-Şafiî, er-Risale, 164.

[81] Bkz. eş-Şafiî, er-Risale, 165.

[82]  Bkz. eş-Şafiî, er-Risale, 167.

[83]  Bkz. eş-Şafiî, er-Risale, 176.

[84] KIRBAŞOĞLU'nun eleştirmek amacıyla İmam Şafiî'den nakil yaptığı yerden 1 sayfa sonra!

[85] el-Cessas, el-Fusul, 1/367.

[86]  İbni Hazm, Merâtibu'l-İcma: 97; Sa'dî Ebu Ceyb, Mevsuâtü'l-İcma, 1095.

[87] el-Buhari, es-Sahih, Kitâbu'l-Müsâkât, Bab No: 17; Müslim, es-Sahih, Kitabu'l-Buyû, Bab No: 15.

[88]  eş-Şafiî, el-Ümm: 6/118.

[89] el-Mâturîdî, et-Te'vîlât: 6/541; et-Taberi, Câmiu'l-Beyan: 14/307; el-Cessas, Ahkâmu'l-Kur'ân: 1/169; ez-Zeylaî, Tebyînu'l-Hakâik: 6/240; er-Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb: 20/86; el-Kurtubi, el-Câmi' li Ahkâmu'l-Kur'ân: 10/147; el-Beyzavî, Envâru't-Tenzîl: 3/234.

[90]  eş-Şafiî, er-Risale: 170. [91]  eş-Şâfii, el-Ümm: 6/705; 7/246-247; 8/160; 9/305-342; er-Risâle: 301.

[92] "Zan" sözüne gelen "galip" kaydı, iki ihtimalden birinin racih olduğu durumlara işaret eden "zann"ı, zaman zaman yakin ve şek anlamlarında kullanılan "zann"dan ayırt etmek içindir. Krş. el-Cürcani, et-Tarifat: 144. ("Zan" mad.); Ali el-Kâri, Şerhu Şerhi'n-Nuhbe: 435.

[93]  el-Cessas, el-Fusul: 3/35.

[94]  Bkz. el-Cessas, el-Fusul: 3/48–49.

[95]  Bkz. eş-Şafiî, el-Ümm: 9/343–447.

[96] Sa'dî Ebu Ceyb, Mevsuâtü'l-İcma, 1064.

[97]  Bkz. Kırbaşoğlu, Sünni Paradigma… : 233–234.

[98]  Ebu Zeyd, İmam Şafiî ve Ortayol İdeolojisinin Tesisi: 107–108.

[99]  eş-Şafiî, el-Ümm: 9/344.

[100]  A. M. Şâkir er-Risale'ye düştüğü notta hadisin el-Muvatta'da daha uzun olarak Amr b. Şuayb → Ömer b. el-Hattab yoluyla rivayet edildiğini ve Amr'ın Hz. Ömer'e yetişmediğini, dolayısıyla senedin munkatı olduğunu söyler. Bkz. er-Risale, 171. (6 No'lu dipnot)

[101]  el-Beyhaki, Marifetü's-Süneni ve'l-Âsâr: 9/103.

[102] Örneğin bkz. Muhammed b. el-Hasen, el-Asl: v. 209b [Yz. Feyzullah Ef, No: 669]. (İmam Muhammed bunun aynı zamanda Ebu Hanife ve Ebu Yusuf'un da görüşü olduğunu tasrih etmiştir.); et-Tahavi, el-Muhtasar: 142; el-Hâkim eş-Şehid, el-Kâfî: v. 583a [Yz. Feyzullah Ef, No: 923]; el-Cessas, Şerhu Muhtasari't-Tahavi: v. 131a [Yz. Yusuf ağa, No: 5382]; el-Kuduri, el-Muhtasar: 245; el-Akta', Şerhu Muhtasari'l-Kuduri: v. 328b [Yz. Çorlulu Ali Paşa, No: 207]; es-Serahsi, el-Mebsut: 29/138; el-Kâsânî, Bedâiu's-Sanâi: 4/507; İbni Nüceym, el-Bahru'r-Râik: 8/570; Şeyh Nizam, el-Fetâva el-Hindiyye: 6/454; İbni Âbîdîn, Reddü'l-Muhtar, 10/503.

[103]  İbn Kuteybe, Te'vîlu Müşkili'l-Hadis: 277 vd.

[104] http://www.ilyasucar.com/kitap-ozetleri/50-sunni-paradigmanin-olusumunda-safiinin-rolu-hayri-kirbasoglu.html

[105] Kırbaşoğlu, Sünni Paradigma… 11.

 

İntikad Bölüm 4

e-Posta Yazdır PDF

IX. KÖLELERİN MİRASTAN MAHRUM BIRAKILMASI

KIRBAŞOĞLU (s. 233–234):

“Yine Şafiî'nin mirasta tarafların her ikisinin de hür olmasını şart koşması, köleleri mirastan mahrum etmesi ve bunu sadece kölenin malının da sahibine ait olduğunu söyleyen tek bir hadise dayandırması, son derece eleştiriye açıktır. Onun yine sadece bu hadise dayanarak ve sanki sübutu kesin imişçesine, Resulullah'ın sünnetinde kölenin mülkiyet hakkı olmadığından bahsedebilmesi, hayreti mucip bir tutumdur. Onun bu tutumu, insanları kölelikten kurtarmayı amaç edinmiş bir dinin ruhuna da terstir. Zira Kur'ân'da kölenin mirastan mahrum edilmesini gerektiren herhangi bir nass olmadığı halde, Hz. Peygamber'e ait olma ihtimali kadar ait olmama ihtimali de bulunan âhâd, üstelik sadece tek bir hadise dayanarak, onun mülkiyet hakkını ortadan kaldıran, dolayısıyla hürriyet kapısını ona kapatan bu yaklaşımın yanlışlığı ortadadır. Bu noktada kölenin çalışıp-kazanarak –veya miras olarak elde ettiği mal ile– kölelikten kurtulmak için sahibiyle anlaşma yapabileceğini (si'âye-mükatebe) kabul eden Hanefilerin yaklaşımının, insana değer veren, dolayısıyla, gerçekten İslam'ın ruhuna uygun bir yaklaşım olduğunu burada hatırlatmak yerinde olur.”

“Şafiî'nin, Kur'ân'ın açık beyanları karşısında, tek bir hadise, hem de munkatı' bir hadise dayanarak (s. [1]71), katilin mirastan mahrum olduğunu savunması da, aynı şekilde çok ciddi bir metodolojik zaafın söz konusu olduğunu gözler önüne sermektedir. Onun tek bir hadise dayanıp bir sünnetten bahsetmesi ve bunun Kur'ân gibi bağlayıcı olduğunu söylemesi (s. 173), Sünnet konusunda ne derece titiz olduğunu göstermektedir. Onun, kölenin ve katilin mirasçı olamayacağı konusunda ulema arasında bir ihtilaf olmadığından ve onların bu konudaki icmâının bir hüccet olduğundan bahsetmesi de (s. 172), ortadaki problemi kaldırmaya yetmemektedir. Zira ne Şafiî'nin dediği gibi –mesela kölenin mirasçı olamaması konusunda- bir icmâ vardır –zira Hanefiler bu görüşte değildir- ne de Kur'ân'ın açık beyanı karşısında ulemanın icmâ'ının bir değeri vardır…”

Kırbaşoğlu'ndan yaptığımız bu alıntının uzun olması nedeniyle onun ifadelerinden çıkan sonuçları maddeleştirmekte fayda görüyoruz:

1. İmam Şafiî, mirasta tarafların hür olmasını şart koşmak suretiyle köleleri mirastan mahrum bırakmıştır.

2. İmam Şafiî'nin bu konudaki dayanağı kölenin malının efendisine ait olduğunu söyleyen tek bir hadistir. Ve İmam Şafiî bu hadisin sübutunun kesin olduğu izlenimini veren bir davranış sergilemiştir.

3. İmam Şafiî'nin bu görüşü dinin ruhuna terstir. Zira din insanları kölelikten kurtarmayı amaç edinmişken, İmam Şafiî (kendisini mirastan mahrum bırakmak suretiyle) kölenin mülkiyet hakkını ortadan kaldırmış ve dolayısıyla ona hürriyet kapısını kapatmıştır.

4. Âhâd haber, Hz. Peygambere ait olma ihtimali kadar ait olmama ihtimali de bulunan haberdir.

5. Bu konuda İslam'ın ruhuna daha uygun olan yaklaşım Hanefilerinkidir. Zira onlar –Şafiîlerin aksine– kölenin çalışıp kazanarak veya miras almak suretiyle efendisiyle hürriyet anlaşması (mükâtebe) yapabileceği görüşündedirler.

6. Katilin miras alamayacağı hususunda İmam Şafiî'nin elinde bulunan yegâne delil munkatı bir hadis olduğundan o çok ciddi bir metodolojik zaaf yaşamaktadır.

7. İmam Şafiî, kölenin mirasçı olamayacağı yönünde icmâ bulunduğunu söylese de bu yanlıştır; zira kölenin mirasçı olacağını söyleyen Hanefiler, icma' teşekkülüne engel bir durum teşkil eder.

8. Katil ve kölenin mirasçı olacağı hususunda Kur'ân'ın açık beyanı vardır.

Şimdi bu sonuçların değerlendirmesine geçebiliriz:

1. Kırbaşoğlu burada, sanki mirasta tarafların hür olması şartı İmam Şafiî'ye mahsus bir görüşmüş ve onun dışındaki fakihler bu konuda onunla hem fikir değillermiş gibi bir tablo çizmektedir. Hâlbuki bu konuda fakihler görüş birliği içerisinde olup mesele –İmam Şafiî'nin de dediği gibi– icma ile sabittir.[86]

2. İmam Şafiî'nin bu konudaki dayanağını oluşturan bu hadis sıradan "tek bir hadis" değildir. Öncelikle bu hadis, sahih bir hadistir.[87]

Ayrıca İmam Şafiî'nin konuyla ilgili ortaya koyduğu deliller bundan ibaret de değildir: el-Ümm'de kölenin mülk sahibi olamayacağı konusunda bir ayeti de delil göstermiştir:[88] "Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir." (16/Nahl: 75)

Bu ayette köle, sahip olduğu malda istediği gibi tasarrufta bulunan hür kimselerin aksine hiçbir tasarruf gücü olmayan ve kendisi hürlerin tasarrufuna maruz bir mülk olarak tavsif edilmiştir. Nitekim İmam Şafiî dışında birçok kişi bu ayeti kölenin mâlî tasarruflara sahip olmadığı konusuna delil olarak kullanmıştır.[89] Kırbaşoğlu'nun, "Kur'ân'da kölenin mirastan mahrum edilmesini gerektiren bir nass yoktur" iddiasını bir daha düşünmesi icap etmektedir; zira Kur'ân'da köle için söz konusu edilen "mülk sahibi olamamak", miras da dâhil olmak üzere tüm mülk sebeplerini içine alır.

Naklî deliller yanında İmam Şafiî, konuyla ilgili aklî bir delile, yani kıyasa da dayanmaktadır. Nitekim kendisi bir mülk olan; alım-satım, hibe ve mirasa konu olan köle –tıpkı kendisiyle aynı vasıfları taşıyan diğer nesneler/varlıklar gibi– mülkiyet hakkına sahip olamaz.[90]

Görüldüğü gibi İmam Şafiî kölenin mülk sahibi olamayacağı ve dolayısıyla miras almaya ehil olmadığı meselesinde "tek bir hadise" değil, kısaca edille-i erbaa dediğimiz Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas gibi "birden fazla temel delile" istinad etmiştir. Bununla birlikte eğer İmam Şafiî ilgili hadisin sübutunun "kesin" olduğu şeklinde bir izlenim vermişse, kendisini buna, hadisin senedinin sıhhati ve metninde bulunan Kitab, İcma ve Kıyasla desteklenmek gibi "isnad dışı takviye edici unsurlar" sevk etmiştir. Buna, sonraki usul-i hadis terimiyle hadisin "el-muhteff bi'l-karâin" olması da diyebiliriz.

3. Öncelikle İmam Şafiî'nin, kölenin var olan veya verilmesi gereken mülkiyet hakkını ortadan kaldırması gibi bir şey söz konusu değildir. Dediğimiz gibi köleliğin verasete mani olması hususunda, diğer tüm âlimler kendisiyle aynı görüştedir.

Ayrıca insanları kölelikten kurtarmayı amaçlamış bir din ile tüm varlığını bu amacı engellemek için feda etmiş hürriyet düşmanı bir Şafiî portresinin oldukça "dramatik" olduğunu da söyleyebiliriz. Söyleyemeyeceğiz tek şey ise İmam Şafiî'nin fıkıh anlayışında köleye hürriyet kapısının kapalı olduğudur:

İmam Şafiî, başta "mükateplik" anlaşması olmak üzere, müdebberlik, ümm-i veletlik, yemin/zıhar/hata ile adam öldürme kefaretleri gibi vesilelerle ve en nihayetinde efendisinin azat etmesi gibi birçok durumda kölenin hürriyete kavuşacağı görüşündedir.[91]

4. Âhâd haberi mutlak olarak "Hz. Peygambere ait olma ihtimali kadar [vurgu bize ait. A.Y.] ait olmama ihtimali de bulunan haber" olarak nitelemek, her biri âhâd haberler kategorisinde yer alan sahih/makbul ve zayıf/gayr-i makbul hadisleri aynı kefeye koymak demektir. Madem bu iki duruma da ihtimalli olmak konusunda âhâd haberler arasında hiçbir fark yoktur, öyleyse neden biri "sahih/makbul" iken diğeri "zayıf/gayr-i makbul"dür?

Ayrıca Kırbaşoğlu'nun bu ifadesi, kendisinin de çok kere kullandığı "haber-i vahid galib-i zan ifade eder" sözüyle de çelişki arzeder; zira "galib-i zan"da karşıt ihtimaller eşit değil; biri diğerine baskındır.[92]

Doğru olan ifade -İsâ b. Ebân'ın da tabir ettiği şekilde-[93] şöyledir: Âhâd haber: "(yalan üzerine ittifak etmeleri mümkün olmayacak kadar çok kişi tarafından rivayet edilmemesi açısından) Hz. Peygambere ait olma (:sıdk) ihtimali de, olmama (:kizb) ihtimali de bulunan hadistir". Ancak o, Hz. Peygambere ait olmama ihtimalini ortadan kaldıran takviye edici unsurlarla bu tür haberlerin zaman zaman ilim ifade edebileceklerini kabul eder. Nitekim tevatürü ilim ifadesinin tek yolu olarak görmeyen İsâ b. Ebân, icmâ ile desteklenen âhâd haberlerin "ilim" (el-Cessâs'ın ifadesi ile "istidlâlî ilim") ifade edeceği görüşündedir.[94]

5. İmam Şafiî'nin mükateplik anlaşmasını tecviz etmediği iddiası kesinlikle yanlıştır. O, el-Ümm isimli eserinde mükatep köle ile ilgili müstakil bir bölüm açmış ve başta, mükatepliğin meşru olduğunu gösteren deliller olmak üzere, bu konuyla ilgili hükümleri 100 sayfayı aşan bir hacimde işlemiştir.[95]

Ayrıca mükateplik anlaşmasının caiz olduğu hususunda –İmam Şafiî bir yana– hiç kimsenin ihtilafı yoktur; bu husus icmâ ile sabittir.[96] Bütün bunlara karşın Kırbaşoğlu'nun bu hükmünü neye dayandırdığı gerçekten merak konusudur. Zira bu iddiasını temellendirecek herhangi bir Şafiî kaynağına atıf yapmamıştır.[97]

Kırbaşoğlu'nun konuyla ilgili asıl kaynağı hususunda biz şimdiden bazı tahminlerde bulunmak istiyoruz:

Mısırlı Modernist yazar Nasr Hamid Ebu Zeyd, (Kırbaşoğlu'nun seçkisi içerisinde de tercümesi yer alan) el-İmam eş-Şafiî ve Te'sîsu'l-Aydiyolocya el-Vasatiyye isimli eserinde, İmam Şafiî'nin rivayet edilen bir hadise kıyasla, kölenin mirasçı olamayacağını düşündüğünü nakleder ve konuyla ilgili hadisi vahiy ürünü Sünnet çerçevesine sokmanın özgürlüğü asıl, köleliliği arizi bir durum sayan Şeriat'ın tümel amaçlarıyla çatışacağını savunur. Şafiî'nin bu yaklaşımının insanda özgürlüğü asıl, köleliği arizi bir şey olarak kabul eden Ebu Hanife'nin yaklaşımına muhalif olduğunu ve Ebu Hanife'nin bu yüzden efendisinin kendisini azat etmesi karşılığında kölenin çalışmasının cevazını kabul ettiğini iddia eder.[98]

Ebu Zeyd'in burada zımni olarak ifade ettiği şeylerden biri de "kendisini azat etmesi karşılığında kölenin çalışması" şeklinde tarif ettiği istis'â'ın (veya doğru tabirle "mükatepliğin") Ebu Hanife tarafından kabul, Şafiî tarafından reddedilen bir akit olduğudur.

Ebu Zeyd'in –özellike Şafiî ile ilgili– görüşlerini özenle takip ettiğini bildiğimiz Kırbaşoğlu, acaba onun zımni olarak dile getirdiği bu iddiayı, kendisine duyduğu büyük güven sonucu Şafiî kaynaklardan tetkik etme ihtiyacı bile duymadan makalesinde tekrar etmiş olabilir mi? Bizce bu, vukuu oldukça yüksek bir ihtimaldir.

Kırbaşoğlu'nun -belki de Ebu Zeyd'den ilham alarak- okuyucusuna, "kölenin mülkiyet hakkını ortadan kaldıran ve ona hürriyet kapısını kapatan kişi" olarak takdim ettiği İmam Şafiî'nin el-Ümm'de sarf ettiği şu sözler, aslında onun bu konuda nasıl bir duygu ve düşünce içerisinde olduğunu çok net ortaya koymaktadır:

"Efendinin kölesiyle mükateplik anlaşması yapması bana göre müstehaptır (:ehabbü ileyye). Ayrıca bizzat ben de, kendime ait köleler arasından (çalışma) gücü ve güvenilirliği olanlarla mükateplik anlaşması yapmaktan –Allah'ın izniyle– imtina etmem. Zaten hiç kimse de bundan imtina etmemelidir."[99]

6. İmam Şafiî’nin, katilin miras alamayacağı hususunda er-Risale'de zikrettiği hadisin munkatı bir hadis olduğu doğrudur.[100] Ancak katilin miras alamayacağı hususunda munkatı bir hadisle ihticac etmesi İmam Şafiî için metodolojik bir zaaf sayılmaz; zira İmam Şafiî, er-Risale'de munkatı olarak aktardığı rivayetleri aslında muttasıl senetle yahut meşhur olarak (:nakl-i âmme an âmme) dinlediğini; ancak bazı kitaplarının yanında bulunmaması sebebiyle hıfzından itkan ile rivayet edemeyeceği bu rivayetleri kitabına koymayı hoş görmediğini söyler. Onun bu sözüne itimat ederek varisin miras alamayacağını bildiren hadisi kendisinin muttasıl senetle yahut meşhur rivayet olarak dinlediğini söyleyebiliriz.

Nitekim ilgili hadisin muttasıl senedle gelen bir tarikini el-Beyhaki, Marifetü's-Sünen'de kaydetmiştir.[101] Bu da bize, hadisin "sonuç" itibariyle munkatı olmadığını gösterir.

7. Kırbaşoğlu, kölenin mirasçı olamayacağı yönünde icma bulunduğunu inkâr ederken buna gerekçe olarak Hanefi mezhebinde kölenin mirasçı olabildiğini söylemiş; ancak buna herhangi bir Hanefi kaynağını referans göstermemiştir.

Onun, Hanefi mezhebine yaptığı bu isnat yanlıştır; zira başta Hanefi mezhebini ilk defa tedvin eden İmam Muhammed olmak üzere, bütün temel Hanefi kaynakları, kölenin mirasçı olamayacağını tasrih eder.[102] Kırbaşoğlu'nun bu iddiasında istinad ettiği "kaynağı" bilmenin, her okuyucunun hakkı olduğunu düşünüyor ve kendisinden kaynağının ismini vermesini bekliyoruz. Kırbaşoğlu, Hanefi mezhebinin kölenin mirasçı olması meselesiyle ilgili görüşünün olumlu olduğunu ispat edemediği sürece, İmam Şafiî'nin icma iddiası geçerliliğini koruyacaktır.

8. Belli ki Kırbaşoğlu "katil ve kölenin mirasçı olacağı hususunda Kur'ân'ın açık beyanı vardır" derken Kur'ân-ı Kerim'de mutlak olarak geçen miras ayetlerini kastetmektedir. Yoksa bunlar dışında, hususi olarak katilin ve kölenin miras alacağını bildiren açık bir ayet yoktur.

Bu durumda Kırbaşoğlu'nun görüşünü net olarak ortaya koyması gereken bazı konular bulunduğunu düşünüyor ve kendisine şu soruları yöneltiyoruz:

"Kur'ân'da Allah tarafından mutlak olarak helal kılındığı bildirilen ‑mesela‑ alışverişin, hadislerde Hz. Peygamber tarafından yasaklanan türleri de dâhil olmak üzere- her çeşidi helal midir?

Ya da mutlak olarak zekâtın mallardan alınacağını söyleyen ve bu konuda malın türü ve miktarı ile ilgili bir tafsilat getirmeyen Kur'ân ayetine dayanarak her türlü maldan, miktarı ne olursa olsun zekât alınacağını mı düşünüyorsunuz?

Yahut erkek olsun kadın olsun hırsızın elinin mutlak olarak kesileceğini bildiren ayete dayanarak nisap, hırz vb. şartları koşmayarak kendisine "hırsız" denilebilen herkesin ellerinin kesilebileceği görüşünü mü savunuyorsunuz?

Bu misalleri daha da uzatmak mümkün…

Ancak biz soruları bu ve benzeri örneklerin ortak noktalarını bir araya getirerek bir daha soralım:

Kur'ân'da geçen umum/mutlak ifadeler Sünnet ile tahsis/takyid edilmez mi?

Bu soruya Hanefilerin "meşhur ya da mütevatir sünnet ile tahsis/takyid edilebilir" şeklinde cevap verdikleri malum... Ancak sizin, Hanefilerin aksine katil ve kölenin mirasçı olabileceği şeklindeki görüşünüzden, yukarıdaki soruya onlarla aynı cevabı vermediğiniz anlaşılıyor.

Haricilerin Kur'ân'ın umum/mutlak ifadelerine dayanarak haber-i vahid yahut meşhur/mütevatir olan birçok sünneti inkâr ettiklerini de biliyoruz.[103] Onların bu tavrından Kur'ân'ın umum/mutlak ifadelerine ters düşen sünnetleri ‑dereceleri ne olursa olsun‑ reddettikleri anlaşılmaktadır. Bu konuda siz Haricilerle aynı görüşe mi sahipsiniz?

Sonuç:

Hayli iddialı olmasına karşın Kırbaşoğlu'nun makalesini, yanlış anlamalar ve ispatlanamamış önkabullerle dolu, başarısız bir eleştiri örneği olarak görüyoruz. Özellikle Nasr Hamid Ebu Zeyd ön okumaları, yazarın zihin dünyasında kötü/olumsuz bir Şafiî portresi oluşturmuş ve bu okumalar kendisini, er-Risale'de karşılaştığı her cümleyi/ifadeyi, bu portreyi daha da belirgin kılmak üzere istihdam etme amacına yönlendirmiştir. Tabii bu durum yazarın makalesini, tarafsız akademik karakterden hayli uzaklaştırmıştır.

Buna karşın seçkinin ve özellikle Kırbaşoğlu'nun iki makalesinin kimi (muhtemelen Arapça dahi bilmeyen ve Kırbaşoğlu'nun söyledikleriyle er-Risale metni arasında bir karşılaştırma yapma imkânından mahrum olan) okuyucular katında, Kırbaşoğlu lehine abartılmış etkileri de olmuştur:

"Tüm makaleler bir yana, son makale ile Kırbaşoğlu adeta bitirici darbeleri vurmuş, İmam Şafiî'nin ipini çekip, iskemlesine tekmeyi vurmuştur. Konu konu, cümle cümle kitabı tahlil etmiş ve yanlışlıkları, eksikliklerini, çelişkilerini sıralamıştır."[104]

Bu heyecanlı, ama bir o kadar da haddini aşan ifadelerde, Kırbaşoğlu'nun makalesindeki üslup ve iddialarının da etkisi olduğunu düşünüyoruz. Makalesinin ilmi ve akademik açılardan sahip olduğu eksi değere karşın, Kırbaşoğlu'nun bu çabasının, okuyucusunun ifadelerinde kendisine, "gösterge değer" olarak geri döndüğünü görüyoruz. Ne de olsa yazar uçmaz, okuyucu uçururmuş!

Son olarak:

"Sunuş" bölümünde söylediği "geleneğin yeniden gözden geçirilmesi, sorgulanması, irdelenmesi ve eleştirilmesi… şarttır"[105] derken Kırbaşoğlu, makalesinde ortaya koyduğu gibi bir şeyi kastediyorsa, bunun hem ilmî hem de psişik nokta-i nazardan acilen ve ciddi olarak sorgulanması gereken bir travma olduğunu düşünüyoruz…

 

Dipnotlar

 

 
Sayfa 1 > 3

Duyuru

Birinci ve ikinci  sayılarımıza RIHLE başlığı altındaki menümüzden ulaşabilirsiniz.



RIHLE 5-6 KAPAK 
Rıhle 9