
İmam eş-Şa'râni
(Tahkik ve Talik: Dr. Abdurrahman Umeyre,
Âlemu’l-Kutub, Beyrut, İlk baskı: 1409/1989, 3 Cilt)
İmam Abdülvehhâb b. Ahmed eş-Şa'rânî (973/1565), Memlukların çöktüğü, Osmanlıların ise dengeleri henüz tam olarak oturtamadığı XVI. yüzyıl Mısır'ında yaşamış, "âlim", "veli", "muhaddis", "fakih", "mürebbi", "mürşid" sıfatlarını şahsında bihakkın cem etmiş, müstesna bir isimdir. el-Kettânî'nin Fihrisu'l-Fehâris'te eserlerinin miktarı hakkında verdiği rakam 300'dür. Sadece İslamî ilimlerin her birinde değil, Tıp, Hendese… gibi sahalarda da eser vermiştir.
İhtilaflı görüşleri uzlaştırıcı tavrı, İmam eş-Şa'rânî'nin özellikle Fıkıh ve Kelam/Akaid sahasındaki eserlerinin kendine mahsus özelliği olarak kolayca fark edilir. Bunun, belli bir sistem doğrultusunda geliştirilmiş orijinal bir okuma tarzı ortaya koymadan yapılabilecek bir faaliyet olmadığını ayrıca belirtmeye gerek yoktur. Bir ilim dalının "felsefesi" diyebileceğimiz bu okuma tarzının olmazsa olmazı, ilgili sahalara hakkıyla vukufiyetin yanısıra üretken bir zihin ve i'mal-i fikirdir.
Keşfu'l-Ğumme adlı eserinde –ki "Hadis Fıkhı" sahasının muhteşem örneklerindendir– bütün müctehid imamların musib (içtihadlarında isabetli) olduğu görüşünü dile getirir ve müdafaa eder. Bu eserinin giriş kısmında, bilahare el-Mîzânu'l-Kübrâ'da pratize edeceği sistematiğin ve okuma tarzının ipuçlarını verir. Mezhep imamlarının ictihadlarının zikredilmediği, sadece rivayetlerin ilgili oldukları bablara derc edildiği Keşfu'l-Ğumme dışında İmam eş-Şa'rânî'nin, müctehid imamların ictihadlarında dayandıkları delilleri zikrettiği el-Menhecu'l-Mübîn fî Beyâni Edilleti'l-Müctehidîn isimli bir eserinin daha bulunduğunu yine kendisinden öğreniyoruz.
İlm-i Hilaf ya da Mukayeseli Fıkıh sahasında İmam Ebû Hanîfe'den itibaren ulemanın çok sayıda eser verdiği ehlinin malumudur. Kısmen ya da tamamen günümüze kadar intikal edip basılmış olanlar arasında ilk akla gelenler İmam Ebû Nasr el-Mervezî'nin İhtilâfu'l-Ulemâ'sı, İmam et-Taberî'nin İhtilâfu'l-Fukahâ'sı (küçük bir kısmı), İmam et-Tahâvî'nin İhtilâfu'l-Ulemâ'sı (İmam el-Cassâs muhtasarı), İbnu'l-Münzir'in el-İşrâf'ı, İbnu'l-Cevzî'nin et-Tahkîkî, el-Beyhakî'nin Hilâfiyyât'ı (İbn Ferah muhtasarı)… gibi eserlerdir.
Bunlar ve aynı tarzda kaleme alınmış diğer eserler, ihtilaflı ictihadları –kimi delillerini de zikrederek– vermekle, sadece müctehidlerin görüş ve ictihadlarını karşılaştırmalı olarak görmek/incelemek isteyenlere bulunmaz bir fırsat sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bizi, mezhebi inkıraza uğramış kadim ulemanın ictihadlarından da haberdar eder.
el-Mîzânu'l-Kübrâ da bize aynı imkânı sunar. Ancak onu diğerlerinden ayıran önemli bir hususiyet vardır. O, sadece ihtilaflı ictihadları zikretmekle kalmaz, bunun yanında, dört mezhep imamının ictihadları arasındaki ihtilafın "hikmet"ini de araştırır.
el-Mîzânu'l-Kübrâ'nın orijinalitesi, imamların ictihad ve ihtilaflarını "hata-sevap" tesbiti yerine "azimet-ruhsat" zeminine oturtarak açıklamasındadır. İmam eş-Şa'rânî, müctehid imamların dayanak olarak aldığı rivayetlerden birini diğerine tercih ederek, Efendimiz (s.a.v)'in hadisleri arasında "racih-mercuh" (tercihe şayan olan-olmayan) gibi bir ayrım yapmaya gerek olmadığını, esasen böyle bir ayrımın O'na (s.a.v) ve hadislerine karşı gösterilmesi gereken edeple bağdaşmayacağını söyler.
Müellifinin, daha önce bir örneğinin bulunduğunu bilmediğini söylediği bu eserin, dönemin Mısır'ında yaygın olarak müşahede edilen fıkhî tartışmaları ve makul zemininin dışına taşma eğilimi gösteren mezhep intisabı anlayışını dengeye oturtmak gibi bir fonksiyon icra ettiği şüphesiz olmakla birlikte, rahatlıkla söylenebilir ki bu, eserin temel amacı değildir. Temel amaç, birbirinden kopma eğilimi gösteren İslamî ilimleri –ki hiç şüphesiz bunun dinî ve toplumsal ciddi yansımaları olacaktır–, gerçek bir "tecdid" anlayışı içinde birbirine yeniden raptetmektir. Hadis, Tefsir, Fıkıh, Kelam, Tasavvuf gibi İslamî disiplinlerin birbirinden kopuk ve irtibatsız birer "uzmanlık alanı" olarak algılanmaya başlaması, sadece toplumsal bir ayrışmanın değil, daha önemlisi Müslüman bilincindeki bir kırılmanın işaretidir. İmam eş-Şa'rânî'nin eserlerinin tamamına hakim olan, bu bütünleştirici anlayıştır; her eseri bu anlayışı kuvveden fiile çıkarmanın adımı olarak görülmelidir. Bu itibarla el-Mîzânu'l-Kübrâ hakkında yapılacak her gerçekçi değerlendirme, onun, eş-Şa'rânî imzalı diğer eserlerin oluşturduğu bütün içindeki yerini gözetmek zorundadır.
İmam eş-Şa'rânî, bu eserine yazdığı kıymetli ve geniş mukaddimede eserin kaleme alınış öyküsünü anlatır ve ihtilaflı ictihadların birbirini nakzeden değil, aynı kaynaktan geldiği için birbirini tamamlayan görüşler olduğunu izah eder. Bu meyanda müctehid imamların hepsinin mutlaka bir delile dayandığını, onların her birinin, herhangi bir delile dayanmadan sırf şahsî kanaat ile hüküm vermekten sakındıran sözlerini naklederek anlatır. Bu çerçevede –kendisi Şafiî mezhebine mensup olduğu halde İmam Ebû Hanîfe'ye haksız olarak yöneltilen birtakım ithamları cevaplandırdığı özel bir bölüme yer verir.
Uzunlu kısalı 43 fasıl halinde tertip edilen bu mukaddime, el-Mîzânu'l-Kübrâ'nın teorik alt yapısını ve karakteristik özelliğini yansıtması bakımından son derece önemlidir. Dolayısıyla o okunmadan el-Mîzânu'l-Kübrâ'yı gereği gibi anlamak ve değerlendirmek mümkün değildir.
Yine mukaddime kısmında, el-Mîzânu'l-Kübrâ'yı telif etmeden önce istifade ettiği kaynakları zikrettiği bir fasıl yer alır ki, gerçekten kayda değerdir. Burada, söz konusu kaynakları üçe ayırır: Ezberlediği, alimlerden şerhlerini okuduğu ve kendi başına mütalaa ettiği eserler. Ezberledikleri neredeyse tamamıyla Usul ilmiyle alakalı eserlerdir. Bir hocadan okuduğu yahut kendi başına mütalaa ettiği eserler ise –ki önemli bir kısmını tekrar tekrar okuduğunu belirtmiştir– muhtelif sahalara ve alimlere ait olup insanı dehşete düşürecek kemiyettedir.
Yine mukaddime kısmında zahiren birbiriyle tearuz halinde olan hadislerin el-Mîzân'ın oluşturuluş mantığı doğrultusunda nasıl uzlaştırılacağını uygulamalı olarak ve fıkıh bablarına uygun bir tasnifle son derece detaylı bir şekilde izah eder. Bundan sonra kitabı oluşturan ana bölümlere geçer.
el-Mîzân'ın orijinalitesi, fıkhî ihtilafları okuma ve izah tarzındaki farklılıkla sınırlı değildir. eş-Şa'rânî bu eserinde yer verdiği her bir fıkıh babına, ilk olarak fukahanın icma ettiği meselelerin zikriyle başlar. Ardından ihtilaf ettikleri hususları zikreder ve –yukarıda da belirtildiği gibi– ihtilafları "azimet-ruhsat" dengesi/mizanı içinde izaha kavuşturur. Bunu müteakiben de ilgili babın hükümlerindeki hikmetlerin keşfine girişir. Ağırlıklı olarak ümmî üstadı Ali el-Havvâs hazretlerinin açıklamalarını naklederek okuyucuyu fıkhın farklı boyutlarına götürür. Bu esnada, ele aldığı konuyla ilgili olarak akla takılabilecek meseleleri soru-cevap formunda işlemesi de esere ayrı bir hususiyet kazandırmaktadır.
İslam ahkâmının bünyesinde mevcut hikmetlerin keşfi, ilk dönemlerden bu yana feraset ehli mütecessis ulemanın ilgisini çeken bir faaliyet olmuştur. Bu alandaki çalışmalar hakkında uzun bir liste zikretmek mümkün ise de, en meşhur örneği, İmam el-Gazzâlî'nin İhyâ'sını zikretmek maksadı hasıl edecektir. Modern zamanlara gelindiğinde ise Şah Veliyyullâh ed-Dihlevî'nin Hüccetullâhi'l-Bâliğa'sının ön plana çıktığını görürüz. Bu eseri dilimize çeviren mütercimin, Şah Veliyyullâh'ı modernizmle ilişkilendirmesinin sebebi, eserin orijinalitesi değil, hikmet merkezli bir bakış açısıyla kaleme alınması olmalıdır. Oysa belirttiğimiz gibi hikmet merkezli okumalar, Şah Veliyyullâh'tan uzun asırlar öncesine dayanan bir geçmişe sahiptir ve İmam eş-Şa'rânî'nin el-Mîzân'ı da bu sahanın kilometre taşlarından birisidir.
Burada bir noktanın altını çizelim: Her ne kadar İmam eş-Şa'rânî, el-Mîzân'ın sahasında tek eser olduğunu söylemişse de, Zâhid el-Kevserî merhum bizi, eş-Şa'rânî'den yaklaşık 4 asır önce benzeri tarzda kaleme alınmış bir eserin varlığından haberdar etmektedir. VI/XII. asır alimlerinden Ebu'l-Alâ Sâ'id b. Ahmed b. Ebî Bekr er-Râzî, el-Cem' Beyne't-Takvâ ve'l-Fetvâ fî Mühimmâti'd-Dîn ve'd-Dünyâ isimli eserinde –ki el-Kevserî merhum, iki ciltlik bu eseri, I. Dünya savaşı yıllarında bir medrese açılışı için gittiği Kastamonu'da görüp incelediğini belirtir– müctehid imamların ihtilaflarını "fetva -takva " zemininde değerlendirmiştir. Bu değerlendirme tarzının, el-Mîzân'da ortaya konan "ihtilaf felsefesi"yle çarpıcı biçimde benzeştiği anlaşılmaktadır.
İslam fıkhının karakteri, ahkâmın hikmeti ve fıkhî ihtilafların nedeni/mahiyeti gibi güncelliğini hiçbir zaman kaybetmeyen meselelere farklı bir bakış açısı ile yaklaşmak ve kalbî itmi'nana ermek isteyenler için İmam eş-Şa'rânî'nin el-Mîzânu'l-Kübrâ'sı bir başvuru kaynağı değil, baştan sona okunması gereken bir eserdir. Önyargıdan arınmış bir ruh hali ile okunduğunda hem müellifinin yetkinliğini ortaya koyan, hem de Modernitenin yukarıda zikrettiğimiz konu başlıklarında oluşturduğu soru işaretlerini büyük bir özgüven ve vukufiyetle çözüme kavuşturan bir "şaheser"dir söz konusu olan. (Eser A. Faruk Meyan tarafından dilimize çevrilmiş ve Berekât yayınları arasında (İstanbul-1980) neşredilmiştir.)










