O'nun adıyla…
…
Dönüyor burgaç
Dünya üstten yanlardan daralıyor
Ovalardan
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi
Bir gün ister istemez
Karşısında olacaksın kaçtıklarının
Dua et
O gün henüz mahşer olmasın.
Cahit Zarifoğlu'nun "Daralan Vakitler"leriyle başladık sözümüze. Türkiye'nin ve dünyanın gündemi her zaman olduğu gibi hayli yoğun bu daralan vakitlere rağmen… İçeride Ergenekon süreci bütün ağırlığıyla gündemimizi neredeyse tek başına doldururken, dışarıda başını Amerika'nın çektiği koalisyon güçlerinin var güçleriyle Afganistan üzerine abandığı, zaman zaman "kitlesel" boyutlara varan sivil, kadın, çocuk… ölümlerini yapmacık özür beyanlarıyla geçiştirdiği bir süreç bu. Bu arada dikkatler Afganistan işgali üzerinde yoğunlaşmışken Yemen de küresel zorbaların fiili tecavüzüne maruz kalmış bulunuyor.
Bir düşünün, sadece Afganistan'da sayısı 100 bini çok aşan yabancı bir askerî güç, yıllardır şehirleri,. Köyleri, dağları, mezraları bombalıyor. Dehşetin bir yüzünü bu, diğer yüzünü de söz konusu işgalle ilgili bilgilerin hemen tamamen işgalcilerin filtresinden süzülerek gelen haberler oluşturuyor. Gerçekten de Pakistan'da, Sudan'da, Yemen'de ve Afganistan'da neler olduğunu kim biliyor?
Bütün bu olup bitenler, Büyük (ya da Genişletilmiş) Ortadoğu Projesi'nin kararlı ve emin adımlarla ilerlemekte olduğunu işaret ediyor aslında. Yine zulmün ve işgalin muhatabı İslam Coğrafyası ve yine akan Müslüman kanı…
İçeride ise Ergenekon süreci dışında, bir süre önce bazı İslamî çevrelere yönelik bir gözaltı olayı daha yaşandı. Haber ilk günlerde duyuldu, bazı şeyler konuşuldu, sonra unutuldu. Konu yargı safhasında ve bu safhada yargıya müdahale ya da yargıyı yönlendirme anlamına gelebilecek yorum ve beyanlardan kaçınmak durumundayız.
Ancak, bu aşamada özellikle medyanın takdim tarzı hayli düşündürücü. Daha hiçbir şey belli değilken, isnat edilen, yüz kızartıcı mahiyetteki suçların sabit olmuş gibi sunulması ve "cürm-ü meşhut" hissi veren yönlendirici görüntü ve yorumlar eşliğinde sunulması medya-toplum ilişkisi adına gerçekten endişe verici…
Birbiri ardına açılımların yapıldığı bir süreçte, en son Alevi açılımında sanatçı ve eski milletvekili bir katılımcıya "Meğer Sünnilerin problemleri bizimkinden fazlaymış" dedirten hadiselerin yaşanmasını "paradoks" olarak tesbit etmek işin kolay yanı. Zor olansa olayların üstündeki örtüyü sıyırıp çıplak gerçekle yüzleşme iradesini gösterebilmekte…
ӿ ӿ ӿ
Bu sayıyla birlikte ikinci cildi tamamlamış oluyoruz. Bizim için önemli bir dönemecin daha geçilmiş olması anlamına geliyor bu. Sonsuz hamd-ü senalar olsun.Aynı zamanda bu sayı, zamanında çıkmış olmasıyla da ayrı bir anlam taşıyor. İnşaallah bundan sonra periyodumuza daha bir hassasiyetle riayet edeceğiz.
Bu cildin tamamlanması ve üçüncü cildin ilk sayısının (9. sayı) çıkışıyla birlikte, tiraj anlamında belirlediğimiz çıtanın aşılmasının gayreti içinde olacağız. Rıhle'nin amacı, hedefi, tarzı ve çizgisi konusunda bizimle aynı duygu ve düşünceleri paylaşan aziz okuyucunun, ilgisini bundan sonra da esirgemeyeceğini bilmek bizim için ayrı bir önem arz ediyor. Rıhle'nin kendi ayakları üstünde duran bir dergi olması hepimizin ortak arzusu ise, bunun yolunun "yeterli sayıda abone"den geçtiği de hepimizin kabul ettiği bir gerçek.
Bunun için gayret bizden, destek sizden, muvaffakiyet Yüce Allah'tan…










