Takdim

e-Posta Yazdır PDF

بسم الله الرحمن الرحيم. الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين.

 

İlim tahsili için yolculuklara çıkmak, ilim adamlarının ve ilim merkezlerinin bulunduğu yerlere –ne kadar uzak olursa olsun– seyahat etmek, Sahabe tabakasından itibaren Selef-i salihinin titizlikle riayet ettiği bir husustur.

Hadis alimleri, doğup yetiştikleri memleketlerin Hadis hocalarının rivayetlerini derledikten sonra başka memleketlere giderek oralardaki hocaların meclislerine katılmış, böylece hem âli isnad sahibi olmuş, hem de rivayet müktesebatlarını genişletmişlerdir.

Fıkıh alimlerinin de aynı hassasiyetle diyar diyar dolaştığını biliyoruz. Dört mezhep imamının hemen tamamı arasında hoca-talebe ilişkisinin mevcut olduğu, –İmam Ebû Hanîfe ile İmam Mâlik gibi– akran olanların da her vesileyle görüşüp ilmî müzakerelerde bulunduğu vakıasını hatırlamak bu noktada yeterli olacaktır.

Adını, ilim öğrenmek amacıyla çıkılan bu hayli çetin ve bir o kadar mübarek yolculuklardan alan "Rıhle", Selef-i salihinin bu kutlu amelini kendi zamanına uyarlamak, o misyonu karınca kararınca kendi zamanında ifa etmek amacıyla yola çıktı.

Özellikle Hadis Usulü kaynaklarında "er-rıhle fî talebi'l-hadîs" (hadis öğrenmek için yolculuğa çıkmak) başlığı altında müstakil bir bahis olarak ele alınan bu yolculuk, adeta "eşyanın tabiatından" olarak ilmî kemal için vazgeçilmez addedilmiştir.

Çekirdeğini Dâru'l-Hikme (Bilgi ve Hikmet Evi İlim Araştırma Kültür Derneği)* kadrosunun oluşturduğu "Rıhle" bu muazzam ilim ve edep mirasının sadık bir öğrencisi olarak, modern zamanların "rıhle"sinin, ait olduğumuz değerlerin idrak ve ihyası istikametinde gerçekleştirilmesi gerektiği tesbitinden hareket etmektedir.

İslamî ilimlerin ve daha genelde İslamî kimliğin, Nebevî terbiyeyle yetişmiş tek kuşak olan Sahabe'nin Efendimiz (s.a.v)'den alarak gelecek kuşaklara intikal ettirdiği anlayış doğrultusunda ihyasını hedef edinen Dâru'l-Hikme'nin atılımlarının Rıhle ile sınırlı olmadığını, topluma dönük faaliyetler meyanında başka etkinliklerinin de söz konusu olacağını bu vesileyle ifade etmiş olalım.

***

İslam Dünyası'nın modern zamanlarda yaşadığı, tarihte benzerini görmediği bir kimlik krizi durumudur. Pek çok çağdaş "İslamî" değerlendirmeye kaynaklık eden bu tesbitin doğru fakat eksik olduğunu söylemek durumundayız. Zira modern zamanlarda kimlik krizi yaşayan tek coğrafya bizimki değil. Modern teknolojik medeniyetin en başat özelliği, ölümcül bir virüs gibi kendisi dışındaki bütün yapıları tahrip ve yok etmektir. İster Afrika'daki herhangi bir kabile, ister kadim Hint ve Çin kültür-medeniyet havzaları olsun, teknolojik medeniyetin yıkıcı özelliğinden payını alma noktasında bunlardan birinin diğerine göre daha avantajlı ya da korunaklı olduğunu söylemek çok mümkün değil. Belki şu denebilir: Modern teknolojik medeniyetin, "bir renk" olarak yaşamasına müsaade ettiği yapı –ki genellikle "tehdit edici" özellikte görülmeyenlerdir– yaşama şansına daha fazla sahiptir.

Bu genellemenin mantığı nedir?

Hayatımızı kolaylaştırdığı gerekçesiyle sorgusuz-sualsiz içselleştirdiğimiz modern teknolojinin serencamına, nasıl ortaya çıktığına ve insanlığı nereye götürdüğüne bakmadan yapılan her değerlendirme eksik, hatta yanlıştır. İnsanlık tarihi boyunca bir benzeri daha görülmemiş "sömürü" vakıası ve "köleleştirme" olgusu ile Protestanlık ve onun kutsallaştırdığı Materyalizm, bugünkü teknolojik medeniyetin temel unsurlarıdır. Zemin budur; geldiğimiz nokta ise küresel felaketler süreci… Bunlar değerlendirme dışı tutularak modern teknolojik medeniyetin ne müdafaası, ne de tenkidi yapılabilir.

***

Günümüzde "küreselleşme" adı altında yürütülen emperyalist politikalara en ciddi mukavemetin İslam'dan geldiği realitesi artık kimsenin meçhulü değil. Ancak bu mukavemeti kırmak için özellikle son çeyrek asırdan beri İslam'ın, bizzat Müslümanlar eliyle dönüştürülmesi projeleri hakkında aynı kesinlikte konuşmak ne yazık ki oldukça zor.

Bu çerçevede Tasavvuf'tan Hanefîliğe kadar birçok alan, çeşitli manipülatif yöntemlerle istismar edilerek mevcudu tahkim eder tarzda sunuluyor. Kâh bireysel müslümanlık öne çıkartılarak, kâh başta Fıkıh olmak üzere İslamî disiplinler akla zarar biçimde Kur'an ve Sünnet'ten kopartılarak (hatta bizzat vahiy, Ehl-i Kitab'ın serencamına öykünürcesine beşerîliğe indirgenerek!!) İslam'ın evrenselliği tartışma gündemine sokuluyor. Sanki insanlığın yüz akı medeniyetleri kuran farklı bir yapıymış gibi, sanki yaşadığımız zilletin sebebi İslamî ilimlermiş gibi, sanki kendimizi inkâr ederek varabileceğimiz, iki dünyada rüsvaylıktan başka bir yer varmış gibi…

Rıhle, bunun bir "zillet" durumu olduğu tesbitinden hareket ediyor. Bizi ve bize ait olanı modern itham ve yaftalardan tebrie etmek başta gelen sorumluluğumuzdur. İnancımıza ve kaynaklarımıza gelince, onlar herhangi bir şeyden tebrie edilmeye ihtiyaç duymaktan münezzehtir!

***

Hiçbir basitliğe, seviyesizliğe ve tutarsızlığa prim vermeksizin, bize yakışan edep, vakar ve ciddiyet içinde ma'rufun yanında yer alıp, münker kapsamındaki kavram ve tutumlarla ilmî/fikrî zeminde mücadele etmek en temel ilkemiz olacaktır. Biliyoruz ki Ehl-i Sünnet, herhangi bir şeyin "alternatifi/karşıtı" olarak değil, dünyanın müşahede ettiği en muhteşem medeniyetin ve ondan tevarüs ettiğimiz muazzam birikimin yegâne zemini, en temel muharrik gücüdür. İlimde, sanatta, kültürde, estetikte, mimaride… hasılı hayatın her alanında bizi sadece genetik olarak değil, aynı zamanda cebrî bir ihtiyarla kendine çeken, "köksüz" yaşanamayacağını ve kökün dışarıdan ithal edilemeyeceğini her vehlede ruhumuzu sarsarak hatırlatan "benlik şuuru"dur o. Onun bihakkın keşif, idrak ve ihyası adına ortaya konmuş ve konacak emeklerin istisnasız tamamı mübarektir; öpülüp alınlara konulasıdır.

Rıhle, bu hassasiyeti taşıyan her ehil isme, her ciddi ve çalışmaya kapılarını açık tutacak. Bunu ideale mümkün olabildiğince yakın ölçüde gerçekleştirmenin yolunun, Türkiye sınırları içinde aynı hassasiyetleri paylaştığımız ilim, fikir, sanat adamlarıyla olduğu kadar, farklı coğrafyalardaki simalarla da iletişim içinde olmaktan geçtiğinin bilincindeyiz. Rıhle'nin ayırt edici bir vasfı da bu olacak.

Bu duygu ve düşüncelerle ilk sayımızla huzurlarınızdayız. Ortaya koyabildiğimiz doğrular bize değil, referans sistemimize aittir. Bize hatalarımızı gösterecek olan okuyucularımıza gönülden duacı ve minnettar olacağımızı bildirmeyi borç biliyoruz.

Saygıyla…



* Daru'l-Hikme'nin faaliyet ve projeleri için bkz. www.darulhikme.org.

 

Duyuru

Birinci ve ikinci  sayılarımıza RIHLE başlığı altındaki menümüzden ulaşabilirsiniz.



RIHLE 5-6 KAPAK 
Rıhle 9