Ebû Hureyre'yi Anlamak -4

e-Posta Yazdır PDF

Dudak mı büktünüz yoksa?.. O zaman, asırlar önce yaşanmış ve sağlam senedli bir başka hâdiseyi de buna kıyas edelim. Nizâmiyye medresesi müderrislerinden ünlü Şâfiî fakîhi Ebû İshâk el-Fîrûzâbâdî eş-Şîrâzî'nin (ö. 476) hocası ve Bağdat kadısı Ebu't-Tayyib et-Taberî'den (ö. 450) naklettiğine göre, el-Mansûr Câmii'nde ders yaparlarken yanlarına Horasan'lı bir genç yaklaşarak, "musarrât" (sütü çok sanılsın ve değeri artsın diye memesinde süt biriktirilerek satılan hayvan) meselesini sorar ve delil ister. Bu konuyla ilgili Ebû Hureyre hadisi kendisine rivayet edilince genç; "Ebû Hureyre'nin hadisi makbul değildir" der. Ancak daha sözünü bitirmeden caminin çatısından üzerine büyük bir yılan düşer. İnsanlar yerlerinden sıçrarlar. Genç kaçarken, yılan peşinden kovalar. Kendisine "çabuk tövbe et" diye bağırılır. Genç "Tamam tövbe ettim" deyince yılan ortadan kaybolur.[i]

Yine mi mutmain olmadınız? O zaman bekleyip görelim. Öbür tarafta, mahkeme-i kübrâ'da Ebû Hureyre ile Ebû Rayye'nin hesaplaşmalarını hep birlikte izleyelim inşaallah. "De ki: Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi de aşikârı da bilen Allahım! Kullarının arasında, ayrılığa düştükleri şeyin hükmünü ancak sen vereceksin." (Zümer, 39/46).

10) Yazar, "Taberi, Zemahşeri gibi tarihçiler onun hem Hz. Ali saflarında olup hem de Muaviye'ye hizmet eden bir iki yüzlü olduğunu söylemişlerdir. Bu tarihi bir gerçektir" diyor ikinci makalesinde. Taberî'nin bunu nerede söylediğini belirtmiyor. "Muhammedi Sünnet'in Aydınlatılması" adlı kitapta, Ebû Hureyre ile ilgili 34 sayfalık bölüm içinde (213-247) Taberî'nin adı geçmiyor. Sanırım yazar bunu "Şeyhu'l-Madîra" adlı diğer kitaptan aktardı. Zaten iddialarını hangi tercüme kaynağa dayandırdığını (ya da hangi internet sayfasından kopyala+yapıştır yaptığını) belirtme cesaretini gösterebilmiş değil. Ama yine de ben hemen Taberî'nin 12 ciltlik "Tefsir"ini taradım ve 200'den fazla yerde, Ebû Hureyre'nin rivayetleriyle delil getirerek âyetleri açıklamaya çalıştığını gördüm. Bununla da yetinmedim 5 ciltlik "Târih"ini taradım. Orada da 50 civarında yerde Ebû Hureyre'nin rivayetlerini kullandığını gördüm. Hz. Ali ve Hz. Muâviye'ye aynı anda hizmet edip iki yüzlülük! yaptığına dair hiçbir emâreye rastlamadım. Muâviye'nin sofrasına misafir olması meselesi, "madîra" adlı yemekle ilgili bir iddia. Ancak Taberî'nin her iki eserinde de "madîra" kelimesinden eser yok. Hem "iki yüzlü" deyip hem de rivayetlerinden istifade etmektir asıl iki yüzlülük! Yazara sormak lazım, neredeymiş acaba bu cümleler?

Ebû Mansûr es-Seâlibî'nin (ö. 429) naklettiği; "Muâviye'nin yanında madîra yiyip Ali'nin arkasında namaz kılması"na dair hikâyeye gelince (Simâru'l-kulûb, Kahire 1965, s. 111-112, no. 159), bu rivayet, İbnü'l-Vezîr'in Ebû Ca'fer el-İskâfî'nin sözleri için yaptığı benzetmeyi tam da hakeden cinsten: 'Babası bilinmeyen veled-i zinâ gibi, sıhhat şartlarını taşımayan bir yoldan maktû' olarak gelen' ve senedi belli olmayan bir haberden ibaret! Bununla birlikte Seâlibî'nin, konuya girerken sarfettiği ilk cümle şöyledir: "Ebû Hureyre radıyallâhuanh, fazîletine ve Nebî (s.a.v.)'ye dair ihtisâsına rağmen, çok şakacı (mezzâh) ve çok yemek yiyen (ekûl) biriydi."

Ne var ki Seâlibî'nin Hz. Peygamber hakkında "ihtisas sâhibi bir sahâbî olduğu" yönündeki itirafına bozulan Ebû Rayye, alıntıladığı bu cümlenin hemen altına dipnot düşmüş ve: "Ebû Hureyre, Seâlibî'nin bahsettiği gibi Nebî hakkında ihtisas sahibi değildir"[ii] demiştir. Şurası muhakkak ki, ne dil âlimi Seâlibî, ne de ondakini aynen "Rabîu'l-Ebrâr"a aktaran Zemahşerî (ö. 538), bu bilgiyi Ebû Hureyre'ye hakaret olsun da itibarı zedelensin diye nakletmişlerdir. Pek çok edîb, şair ve ansiklopedist âlimin yaptığı gibi, bu isnâdı meçhul haberi, yalnızca tarihten gelen ilginç bir anekdot mülâhazasıyla kitaplarına almışlardır. Ebû Rayye'ye, kendi memleketinde ilk reddiyeyi yazanlardan biri olan Prof. Dr. Muhammed Ebû Şehbe şöyle der: "Edebiyat kitaplarını dolduran bu ve benzeri hikâyeler naklen sahih olmadığı gibi aklen de uygun değildir. Zira bu hikâyelere yer veren kitaplar boş zamanlarda hoş vakit geçirmek maksadıyla kaleme alınmıştır."[iii]

Yemeği Hz. Muâviye'nin yanında yiyip namazı Hz. Ali'nin arkasında kılabilmek için, iki sahâbînin eşzamanlı olarak birbirine çok yakın mahallelerde oturuyor olduklarının ispatı gerekir. Ne var ki elimizde bunu doğrulayacak tarihi bir bilgi yoktur. Bu bilginin olmayışından hareketle Ebû Şehbe şöyle der: "Akıl bunu nasıl kabul eder? Çünkü Ali (r.a.) Irak'ta, Muâviye (r.a.) Şam'da, Ebû Hureyre (r.a.) ise Hicaz'daydı. Ebû Hureyre'nin Hz. Ömer zamanında Bahreyn'de valilik yaptıktan sonra hiç Hicaz'ı terketmediği sabit olmuştur. İmam İbn Abdilberr şöyle der: 'Hz. Ömer onu Bahreyn'e vali yapıp sonra da azletti. Tekrar görev vermek istediği halde o bunu reddetti ve hep Medine'de meskûn kaldı. Vefatı da orada oldu'.[iv] Şayet Ebû Hureyre'ye Hz. Süleyman'ın uçan sergisi verilmişse ya da yeryüzü kendisi için dürülüyorsa o başka!"[v]

Geriye sadece, Sıffîn öncesi anlaşma sağlamak üzere iki taraf arasında elçilik yaptığına dair aşağıda gelecek olan rivayet kalmaktadır ki, yukarıdaki sözlerin o zaman zarfına göndermede bulunduğunu düşünmek mantıklı değildir.

Ebû Rayye'nin kaynaklarından biri olan "Şezerâtü'z-Zeheb"te (senedsiz olarak) şu cümle kayıtlıdır: "Ali'nin arkasında namaz kılar, Muâviye'nin sofrasında yemek yer ve savaşa girmekten kaçınırdı. 'Ali'nin arkasında kılınan namaz daha kâmil, Muâviye'nin sofrası daha zengin, savaşmamak daha emniyetlidir' derdi. Kendisinden 800'den fazla insan hadis rivayet etmiştir". (I/64). Bize asıl lazım olan ve diğer kaynaklarla da desteklenen bilgi, işte bu son cümlede gizli: Allah Rasûlü hakkında "mütehassıs" olması ve bu yüzden kendisine sahâbe ve tâbiûndan "800 küsur kişinin" öğrencilik etmiş olması.[vi] Siyâsî kavgaların içine girip girmemesi değil! Eğer ölçü, "madîra" denilen ve etin ekşi sütle (ayranla?) pişirilmesinden yapılan sulu yemeğe düşkün olup olmamak ya da harp halindeki iki müslüman taraftan birinin sofrasına öbürünün namazına katılıp katılmamak olsaydı; ashâb-ı kirâmın çok azına nasip olan sayıda ilim talebesi Ebû Hureyre'nin önünde diz çökmez, etrafında toplanmaz, rivayetine güvenmezdi.

Ne var ki asırlar sonra birileri çıkıp, onun yemeğe olan (sözde) düşkünlüğünü ilme olan düşkünlüğünün önüne geçirdiler. Şundan emin olunuz ki, 1900'lü yıllara kadar te'lîf edilmiş hiçbir Şiî kaynakta Ebû Hureyre'den "Madîra düşkünü/Şeyhu'l-Madîra" diye bahsedilmez; Madîra yemeği, bir sahâbîyi tahkîr malzemesi olarak kullanılmaz. Ta ki Şeyh Abbâs el-Kummî (ö. 1940)'nin "el-Künâ ve'l-Elkâb" (1/180) veya Seyyid Şerefüddîn el-Mûsevî el-Âmilî (ö. 1957)'nin "Ebû Hureyre" (Kum, trs., s. 207) ya da Seyyid Ebu'l-Kâsım el-Hôyî (ö. 1992)'nin "Tenkîhu'l-Urveti'l-Vüskâ - Kitâbü's-Salât" (Kum 1989, 1/457) adlı kitaplarına kadar. Ve tabi, hem Seyyid el-Hôyî'nin mektup arkadaşı olan, hem de Seyyid Şerefüddîn'in kendi kitabından bir nüshasını bizzat imzalayarak hediye ettiği Mahmûd Ebû Rayye (1889-1970)'nin "Şeyhu'l-Madîra"sına kadar...

Ebû Rayye, Şerefüddîn'in 30 Aralık 1957'de vefat ettiğini, bir hafta sonra Kahire-Lazoğlu Meydanı'ndaki Şeyh Süleyman el-Vekîl'in "Dâru't-Te'lîf" matbaasında "Advâun ale's-Sünne"yi bastırmakta olduğu sırada, bazı Şîî kitapları yayınlatmak üzere İran'dan Mısır'a gelen Seyyid Murtezâ er-Radavî'den öğrenince son derece üzülür ve: "Baskı bitince kendisine bu kitaptan bir tane hediye etmek niyetindeydim" der.[vii]

Seyyid Murtezâ, Ebû Rayye'nin basılmakta olan kitabının formalarına göz gezdirirken "Mehdî Hadisleri" başlıklı bölümü görüp (Muhammedî Sünnet, s. 260-265; Advâ, s. 232-237) orada İbn Haldûn'un "Mukaddimesi"nden alıntılar yapıldığını farkedince; "Efendim, bu Berberî İbn Haldûn, Şîa'nın en azılı düşmanlarından ve muhâliflerindendir. Hasmın kelâmından bir şey nakletmek doğru değildir ve onun sözü delil olmaz. Eğer Mehdî hakkında hadislere ihtiyacınız varsa, yanımda Allâme Lutfullah es-Sâfî'nin "Müntehabü'l-Eser" adlı on ikinci imama dair kitabı bulunuyor..." der ve birkaç gün sonra Cîze'deki evine giderek kitabı kendi eliyle hediye eder. Ebû Rayye'nin evine ikinci gidişinde, Necef ulemâsından Seyyid Murtezâ el-Askerî'den bahseder ve bu konularda ona danışmasını, kendisiyle mektuplaşmasını tavsiye eder. (Sohbet sırasında söz, müslümanların gerileme sebeplerine de gelir. Ebû Rayye ve Radâvî, bunu müslümanların parçalanmışlığına, zalim sömürge düzeninin onların arasına tefrika sokmasına bağlarlar!). Ebû Rayye, sorduğu sorulara Askerî'den mektupla gelen cevabın özetini kitabının Mısır'da Dâru'l-Ma'rife tarafından yapılan üçüncü baskısında yayınlar.[viii] Elimizdeki Türkçe tercümede Seyyid Askerî'nin Mehdî'ye dair Şîa'nın görüşlerini içeren değerlendirmeleri yoktur. Onun yerine Reşid Rızâ'nın Tefsîru'l-Menâr'ından alınan uzunca bir bölüm vardır. (s. 263-265). Arapça üçüncü baskıda ise Reşid Rızâ'dan yapılan alıntı yoktur; onun yerine, Askerî'nin 12 Eylül 1961 tarihli mektubundan kısa bir alıntı vardır (s. 236). Ancak son baskıdan "Mehdî Hadisleri"ne dair bölümü okuduğumuzda görürüz ki; İbn Haldûn'dan yapılan nakiller çıkarılmadan aynen kalmış, Müntehabü'l-Eser'den tek bir kelime alınmamış, üstelik Şîa'nın Mehdî inancına da menfî göndermeler yapılarak Askerî'nin mektubu, örtülü biçimde, on ikinci gâib imam hakkındaki absurd kabulleri okuyucuya göstermek için kullanılmıştır. Farkederiz ki, Ebû Rayye ne oradandır ne buradan; ne Sünnî'dir ne Şiî. Anlarız ki, muârız fikirlere ait kaynakları işine geldiği gibi kullanan, "iki cami arasında bînamaz" tarifine uyan iki yüzlü bir adamdır. Bu tip insanlar Şeytan'dan başkasına hizmet etmezler. İnananlar arasına tefrika sokma konusunda, en az oryantalistler kadar kurnaz ve tehlikelidirler. Efendimiz (s.a.v.)'in şu hadisleri bunlar içindir sanki: "Münâfık, iki sürü arasında şaşkın şaşkın gidip gelen koyuna benzer. Bir buraya yanaşır, bir oraya. Hangisinin peşinden gideceğini bilmez."[ix] "Size gereken cemaatten ayrılmamaktır. Kurt, yalnız koyunu yer."[x] "Allah'ın eli Cemaat'in üzerindedir. Ondan ayrı kalanı (eş-şâzz), kurdun sürüden koyunu kaptığı gibi Şeytan kapar!"[xi]

İşte Ebû Rayye'nin gerçekte neye hizmet ettiğinin şaşırtıcı bir kanıtı: "Mehdî Hadisleri"nden bir sonraki (Türkçe tercümede bir önceki) "Deccâl" başlıklı bölümü şu cümlelerle bitiriyor: "Bu akîdeyi müslümanların kafalarına iyice sokmak için Nebî'den şu hadisi zikrettiler: Mehdî'yi yalanlayan kâfirdir, Deccâl'i yalanlayan da kâfirdir."[xii] Bu ifadeye düştüğü dipnotta şöyle der Ebû Rayye: "Bu hadisi İbn Hacer el-Heysemî 'el-Fetâva'l-Hadîsiyye' adlı kitabında Ebû Ca'fer el-İskâfî'den rivayet etmiştir..." İskâfî'yi kitabının bir yerinde Ebû Hureyre'nin tahkîri için mesned kabul ederken, bir başka yerinde Deccal'le ilgili uydurma hadislerden birinin menşei kabul eder. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için ibretler var!

Prof. Dr. Muhammed Ebû Şehbe şu sözlerinde hiç de haksız değildir: "Dün söylediği bugün söyledikleriyle çelişiyor, orada söylediği burada yazdığına ters. Bu da yazarın sadece şüpheci ve hasta bir akılla düşündüğünü ifade eder. Bir oradan bir buradan görünen 'ücretli' bir kalemin yazdıklarına delâlet eder ki, bozguncuların kârı da budur."[xiii] Onun "ücretli" bir yazar olduğuna dair ilk işaret, kitabının ilk baskısının, Yahudiler tarafından satın alınıp dağıtılması üzerine çok kısa sürede tükenmesinde görülür.[xiv]


[i] İbnü'l-Cevzî, el-Muntazam, Beyrut 1358, 9/155; Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, 2/619).

[ii] Şeyhu'l-Madîra Ebû Hureyre, Mısır 1970, s. 55.

[iii] Muhammed Ebû Şehbe, Sünnet Müdafaası, terc. Mehmed Görmez – M. Emin Özafşar, Ankara 1990, 1/192. Eserin Arapça orijinalini incelemek isteyenler için download linki aşağıdadır:

http://www.waqfeya.com/book.php?bid=285

http://s203995553.onlinehome.us/waqfeya/books/03/0268.rar

[iv] el-İstîâb fî Ma’rifeti’l-Ashâb, 4/209.

[v] Sünnet Müdafaası, 1/191, 284

[vi] Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, 34/377.

[vii] es-Seyyid Murtezâ er-Radavî, Mea Ricâli’l-Fikri fi’l-Kâhire, 1/136:

http://aqaed.info/?p=shialib&n=419&u=6390#1rjf02

http://aqaed.info/?p=shialib&n=419

http://www.aqaed.com/shialib/books/06/rjalfkr1/rjalfkr1-05.html

[viii] Radavî, Mea Ricâli’l-Fikr, 1/137-138.

[ix] Müslim, Sahih, no. 2784; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/143.

[x] Ebû Dâvud, Sünen, no. 547; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/196.

[xi] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 1/186, no. 489.

[xii] Muhammedi Sünnet, s. 260; Advâ, s. 239.

[xiii] Sünnet Müdafaası, 1/286.

[xiv] Sâlih el-İzzî, Akbâsün min Menâkıbi Ebî Hureyre, Birleşik Arap Emirlikleri 1991, s. 9.

 

Duyuru

Birinci ve ikinci  sayılarımıza RIHLE başlığı altındaki menümüzden ulaşabilirsiniz.



RIHLE 5-6 KAPAK 
Rıhle 9