Muhammed Avvâme Hocayla Mülâkât Bölüm 2

e-Posta Yazdır PDF

Özel sebeplerle telif ettiğiniz kitaplarınız var mı?

Muhammed Avvâme Hoca: Bir sebebe müstenid olarak yazdığım en mühim kitap Eseru'l-Hadîsi'ş-Şerîf'tir. Kendi ülkemizdeyken bu sahadaki karışıklıklardan yakınıyorduk. O kitabın mukaddimesinde dokumacı bir gencin hikâyesini anlattım. Dokumacı bir genç… İmamların (Allah hepsine rahmet etsin) çözdüğü bir meseleyle ilgili olarak benimle tartışmaya gelmiş. Deve eti yemenin abdesti bozup bozmayacağı meselesi… Bütün bir Ümmet-i Muhammed’in deve eti yenildiğinde abdest almaları gerektiğini savunuyordu. İmam el-Leknevî'den bir nakilde bulunmak istediğinde el-Lekenevî diyor, İbnu'l-Hümâm'dan bir şey nakletmek istediğinde İbnu'l-Hemmâm diyordu. Bir âlimin adını bile doğru telaffuz edemeyen bu delikanlı bize kendi görüşünü dayatıyordu. Bu başıbozukluk hali memleketimin gençleri için beni bu araştırmayı yazmaya sevketti. İlk hali bir konferanstı. Medine-i Münevvere'ye gelince burada genişlettim ve kitap haline getirdim.

İlmî sahadaki bu başıbozukluk, bu had bilmezlik, birkaç kitap okuyanın kendini âlim sanarak ulemâya dil uzatması beni ve bazı hocaları bu tür kitaplar yazmaya sevketti.

Diğer kitapların sebepleri ise biraz daha genel. O da şöyle bir şey: Sünnet'in temel metinlerinden mesela Kütüb-i Sitte'den hiçbir kitap şu ana kadar kendilerine yaraşan ilmî bir tahkikle yayımlanmadı. Sahîh-i Buhârî'nin Bulak baskısı çok kıymetli ve asil bir baskı, ama sema kayıtları ve sened isbatları nerede? Bu yüzden Sünnet kitaplarının tahkikinden öte tevsîkini yapmak istiyorum. Bunu, Sünen-i Ebî Dâvud'un mukaddimesinde de belirtmiştim. Sünen-i Ebî Dâvud Ehl-i Sünnet'in üçüncü asıl kaynağı olmasına rağmen kendisine yaraşır bir tahkik, tetkik ve tevsîkle basılmadı. Allah Teâlâ bu işi bu fakire lütfetti. Ama bu çalışma daha bu işin nüvesi seviyesinde. Çünkü onunla birlikte daha âlî bir tevsîk gerekir. Artık hedef tahkîk değil; tevsîktir. Tevsîkin bir takım usûlü ve metodu vardır. Yoksa bazı kitaplarda görüldüğü gibi, "tahkik ve tevsîk çalışmasını falan kişi yaptı" yazıyor kitabın üstünde ama ilmî bir tahkik ve tevsîk göremiyorsunuz. Bu sebeple, Sünnet kitaplarının tevsîkini yapmak istiyorum. Öyle bir tevsîk çalışması yapayım ki muhakkak, muvassak ve mazbut olsun… Müslüman ya da gayr-i Müslim her kim okursa Sünnet kitaplarına itimadı artsın istiyorum. Mesela Salâhuddîn Eyyûbî'nin oğlu Sultan Ahmed’in, şeyhi İbn Taberzed'e okuduğu Sünen-i Ebî Dâvud nüshasına bakıyorum. Orada mesela dört harften oluşan bir kelimenin zabtını veriyor. Bu dört harften üçünü tek bir şekilde zaptederken, bir harfi iki farklı vecihle veriyor. İşte iki yönlü bu zabt, Sünnet'in dakik, mazbut ve ulemâdan semâ edilmiş bir şekilde nakledildiğine dair benim güvenimi artırıyor. İşin bu tarafı ilmîliğin de ötesinde imanî bir konudur. Sünnet kitapları benim imanımı artırır. Yoksa Sünen-i Ebî Dâvud'un mukaddimesinde sözünü ettiğim topluluğun yaydığı gibi değil: Onlar hükümdarlardan birine gidip tartışmaya başlamışlar… "Siz bu hadisin Buhârî'de olduğunu söylüyorsunuz; bundan nasıl emin olabiliyorsunuz? Belki bir hadis kârii, el-Buhârî'nin yazmalarından birinden okuyor, haşiyede bir hadis yazılı… başka bir müstensih geliyor ve kenardaki bu hadisi Buharî'ye ekliyor. Siz de kalkıp "Buharî rivayet etti" diyorsunuz!!

Evet böyle bir ihtimalden söz edilebilir; ancak falan imama harfi harfine okunmuş, falan imamdan rivayet edilmiş, her yirmi sayfada bir muhakkak belâğ kayıtları olan bir hadisi okuyup tashih ederek basmak istediğimizde bu ihtimal bütün şüpheleri ve iftiraları izale eder.

Sünnet kitaplarındaki zabtın ehemmiyetini gösteren, Eseru'l-Hadîsi'ş-Şerîf kitabında da zikrettiğim bir hadiseyi anlatayım… Abdülazîz Uyûnu's-Sûd hocamız (rh. a) anlatmıştı. Ben bizzat kendisinden dinledim. Hocamız evinin hemen bitişiğine yaptırdığı mescidinde oturmuş öğle namazını bekliyormuş. O arada başka biri daha gelmiş. Namaz vakti girince müezzin ezana başlamış, "Allahu Ekberallahu Ekber" diye okumuş. (Yani geçişte “Ekber”in ra’sını fetha okumuş). Diğer adam hemen müdahale etmiş; "Ezanı yanlış okuyorsun. Bid‘at işliyorsun" diyerek müezzine çıkışmış. Abdülazîz Uyûnu's-Sûd hoca (rh. a) "yanlış ve bid‘at olan nedir?" demiş. Müezzin ezanı yine aynı şekilde yeniden okumaya başlamış. Adam tekrar itiraz etmiş… Hoca yine aynı soruyu sormuş: "Yanlış olan nedir? Neresi bid‘at?"… Bunun üzerine adam, "Bu, Sahîh-i Müslim'deki hadise ters" demiş. Hoca, Sahîh-i Müslim'deki hadis-i şerifte nasıldır? deyince adam, Allahu Ekberu, Allahu Ekberu şeklindedir, demiş. Hoca, "Sahih-i Müslim'i hocalarınızdan ve hocalarınızın hocalarından başlayarak İmam Müslim'e kadar giden bir silsileden aktararak mı bu zabtı yapıyorsunuz yoksa bu, "matbaa zabtı" mıdır?" deyince adam susmuş. Namaz bittikten sonra Hocaya o kişinin Nâsıruddîn el-Elbânî olduğunu söylemişler. Şimdi bu adam İslam dünyasındaki o şöhretine ve hadis ilminde müctehid imam (!) olduğu söylenmesine rağmen matbaa zabtına itimad edip rivayeti ve önemini idrak etmemişse ona tâbi olan yeni yetmelerin halini düşünün artık!..

Sahîh-i Buhârî ve Müslim'i imamlara okunmuş mevsuk nüshalar üzerinden tahkik ve tevsîk çalışması yaptığımızda bunlar, ahkâmla ilgili hüccetlerimiz olur. Sünnet'le ilgili şüpheleri ve iftiraları ortadan kaldırır. Bu yüzden Sünnet kitaplarını yalnızca tahkîk ile değil; tevsîk çalışmalarıyla neşretmeliyiz. Temel Sünnet metinlerimizin bugün hâlâ bu halde olmaması bizim için büyük bir ayıptır. Mevcutların içinde en güzel baskısı olan kitap, Sahîh-i Buhârî'nin Bulak baskısıdır ve onda da bu hizmetler (tevsîk ve sened çalışmaları) eksiktir. Aynı şekilde Sahîh-i Müslim'in İstanbul Matbaatü'l-Âmira baskısı da [Mehmet Zihni Efendi’nin harekeleyerek neşrini yaptığı baskı. Çev.] kıymetlidir ama onun da hangi asıllara dayanılarak neşredildiğini bilmiyoruz. Buhârî'nin Bulak baskısıyla ilgili olarak da aynı durum sözkonusu. Bu biz Müslümanlar için büyük bir ayıptır.

Ümmetin durumunu nasıl görüyorsunuz?

Muhammed Avvâme Hoca: Allah'a hamdolsun. Ben ümmetin akıbetinin iyi olacağı konusunda iyimserim. Müslümanların durumunun salaha kavuşması ümmetin âlimlerine bağlı; eğer ulemâ, şer’î ilmi taşıma konusunda sağlam bir duruş ortaya koyarsa; ilmi ve dini ümmete, emanet, sıdk ve ihlâs ile ulaştırırsa ümmet salaha erer, hayra kavuşur. İmam Muhammed b. Sîrîn'in özlü bir sözü var: "Şüphesiz bu ilim, dindir. Öyleyse dininizi kimden aldığınıza dikkat edin!" Bu büyük söz, davet makamında olanlara karşı bu ümmetin miyarı ve ölçüsüdür. Ümmetin görevi, bu vasfı haiz olan âlimlerle irtibat halinde olmaktır.

Günümüz ilim talebelerini nasıl görüyorsunuz?

Muhammed Avvâme Hoca: İlim talebeleri de bu ümmetin bir parçasıdır. Ümmete nasihat sadedinde az önce zikrettiğimiz "Şüphesiz bu ilim, dindir. Öyleyse dininizi kimden aldığınıza dikkat edin!" sözü daha hususî manasıyla ilim talebelerine yöneliktir. Her ilim talebesi din hususunda Allah'tan korkmalı, takvâ sahibi olmalıdır. İlmî ve fikrî önderliği ilmine güvenilen, diyaneti bütün veya bu yolda çaba sarfeden âlimlere teslim etmek gerekir. Na-ehil insanlardan uzak durulmalıdır. Selef-i sâlihîn –Allah hepsinden razı olsun- bunun peşindeydi.

İmam Mâlik b. Enes, İmam Eyyûb es-Sahtiyânî ile defalarca görüşmüş. Ama ondan hiç hadis almamış. Ancak bir gün onu Mekke-i Mükerreme'de Zemzem kuyusunun yanında görmüş. Orada oturuyormuş… Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem)'in adı her anıldığında İmam es-Sahtiyânî ağlıyormuş. İmam Mâlik bunu görünce artık ondan hadis almaya başlamış.

İşte kendilerinden ilim tahsil edeceğimiz hocalara böyle bir hassasiyet ve bu seçicilikle yaklaşmalıyız. Bu tavır bizim de ilim alma yöntemimiz ve düsturumuz olmalı. Yani dinimizi kimden alacağımıza bu derece dikkat etmeliyiz.

İlim talebesi kardeşlerime hep söylediğim ve üzerinde durduğum iki vasıf vardır ki, her ilim talebesinde yeterli ve dengeli bir seviyede mutlaka olmalıdır. Bu iki vasfın bir insanda bir denge çizgisi üzerinde olması önemlidir; biri diğerini bastırmamalıdır. Bunlar: Tenkit ve edeptir. Tenkit şu demektir: Mesela bir imama ait bir ibareyi okurken dikkatli olmalıyız. İlmî birikimimizi, zekâmızı, hafızamızı, aklımızı ve o ana kadar edindiğimiz sabitelerimizi/değişmezlerimizi işletmeliyiz. Okuma yaparken, ibarenin mazmununa gözlerimiz kapalı hemen teslim olacak ve boyun eğecek bir halet-i ruhiyeyle değil; bir yakaza haliyle zihnimizi ve ilmimizi işleterek okumalı ve değerlendirmeliyiz. Bununla birlikte tenkit, edeple beraber yürümelidir; belki müellifin kalemi sürçmüştür, belki hafızası onu yanıltmıştır, belki nakil yaptığı nüshada baskı ya da dizgi hatası vardır… Aceleci davranarak hemen tenkide meyletmemeliyiz. Bir âlim hakkında bir şey söylerken teenni ile hareket etmeli, onun şanına leke sürmemeliyiz. Çünkü maksat hakikatlerin anlaşılmasıdır. Eğer tenkit, edebi, gölgesinde silikleştirirse bizi yanlışa düşürür. Aksi olursa yani edep, tenkidi silikleştirirse yine yanlış yapmış oluruz.

Tarih bizim için derslerle doludur. 8. asır Şam âlimleri arasında elli yaşlarında bir âlim vardır. Kendisine "el-İmam" payesi verilmiştir. Ebu'r-Rabî‘ el-Yâsûfî'den söz ediyorum. İmam Nevevî'nin talebelerine yetişmiş biridir. İmam Nevevî'yi öylesine kutsamaktadır ki "Nevevî yanılmıştır" diyen kimseyi tekfir eder. Bu işi hayli ilerletir ve insanları dalâletle itham etmeye başlar. O bu tavrında o zamanki Şam âlimlerinden birinden etkilenmiştir. Tenkidi ve edebi dengeli değildir. Dolayısıyla tenkit ve edep, kıvamında olmalı; birini işletirken diğeri ihmal edilmemelidir.

Bir diğer tavsiyem şudur: İlim, talebenin gayesi değil vesilesi olmalıdır. Çünkü ilmin hedefi ameldir. İmam Hatîb el-Bağdâdî'nin bu konuda müstakil bir risalesi vardır: İktizâu'l-İlmi el-Amel adında nefis bir eserdir. Efendimiz (s.a.v) hergün sabah namazından sonra yaptığı duasında dikkatimizi bu hususa çekmektedir… Duası şudur: "Allahım senden faydalı ilim, helal rızık ve makbul amel istiyorum." İlim tahsili yoluna girmesi talebeyi aldatmamalı ve talebe köprüyü geçtiğini sanmamalıdır. Çünkü ilim talebesinin fitnesi/imtihanı diğer insanlarınkinden daha zorlu olabilir. Bu yüzden ilim talebesi kardeşlerime az önce zikrettiğimiz Efendimiz (s.a.v)'in sabah duasıyla birlikte Hz. Ebubekir Efendimiz'in akşam namazının son rekâtında Fatiha'dan sonra okuduğu, “Rabbenâ la tuziğ gulûbenâ ba’de iz hedeytenâ ve-heb lenâ min ledunke rahmeten, inneke ente’l-vehhâb” duasına devam etmelerini öğütlerim. Bazı talebeler var… Başlangıçta istikamet ehli ve hidayet sahibi kimselerdi, ama sonra saptılar ve saptırdılar.

Bu zamanın âlimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Muhammed Avvâme Hoca: Âlimler Allah'ın, dininde hüccet kılmak istediği kimselerdir. Elhamdülillah böyle bir zümre tüm zamanlarda ve tüm mekânlarda hep var olmuştur. İlmiyle amel eden sâlih ve ihlâslı âlimlerin sayısı azdır. Kıyamet günü insanların "yolumuzu aydınlatacak ve kendilerinden dinimizi öğreneceğimiz âlimler yoktu" şeklinde bir mazeretlerine mahal bırakmamak için Allah tüm zamanlarda ve mekânlarda âlimler var etmiştir. Bugün de varlar. Ancak son dönemde bu yolda olmayan bir grup peyda oldu. Müslüman, basiretli davranarak birinci gruptaki âlimlere sımsıkı sarılmak, ikinci gruptakilerden sakınmak zorundadır.

Ayrıca bu ümmetin hayır ve bereketi, âlimlerinde ve ilim talebelerindedir. İnşallah bu hayır ve bereket kesintiye uğramayacaktır. Başta kendim olmak üzere herkese tavsiyem, bu ümmeti eğitirken yapılanları yalnızca Allah için yapmaktır. İnsanları Allah'a çağırırken doğruluk, emanet ve ihlâs üzere olmalıyız. Eğitim ve davet sahalarında, öncelikli konular üzerinde yoğunlaşmalıyız. Kendimiz ve ümmet için bir anımızı bile ilim dışında geçirmemeliyiz.

Yakın sayılabilecek bir zaman önce vefat eden Muhammed Ali el-Murâd hocamız (rh. a) yaşlılığına ve hastalıklarına rağmen hiçbir anını boş geçirmez; sürekli eğitim ve davet çalışmaları yapardı. "Belki bir Müslüman, geceleyin geç bir saatte ilmî ve dinî bir meseleyi sorma ihtiyacı hisseder" diyerek uyurken telefonu başucuna koyardı. Gecenin geç bir saatinde bir Müslüman’ın meselesine cevap vermek, bir sorununu çözmek yani ilmini esirgememek için böyle yapardı. Çünkü âlimlerin ilmi yayması vaciptir.

Âlimler ümmetle ilgili olarak Allah'tan korkmalı; selefimizden ve geçmiş imamlarımızdan miras aldığımız sahih ilmi öğretmelidirler.

(Aranot: Muhammed Ali el-Murâd hoca, Muhammed Zâhid el-Kevserî (rh. a)'in icazetli talebesidir. Abdulfettah Ebû Ğudde hocayla birlikte icazet almışlardır.)

Bugünün müelliflerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Muhammed Avvâme Hoca: Bugünün müelliflerini birkaç grupta değerlendirmek mümkün. Bir kısmı ümmetin amelî, ilmî, akidevî ve fikrî alanlarda ihtiyaç duyduğu konularda yazıyor. Allah'a hamdolsun bu tür kimseler var. Bir grup daha var ki bunlar yararlı yararsız her konuda yazıyorlar. Günümüzde bunlardan mebzul miktarda mevcut. Medya gibi enformasyon araçları, bu yararsız telif türünün yaygınlaşmasında büyük rol oynuyor. Âlim bir insan, fırsatları iyi değerlendirerek bu ümmeti ilmî, amelî ve fikrî bakımdan geliştirecek araştırmalar yapmalıdır. Kardeşlerimizi, sözünü ettiğimiz ikinci tür müelliflerden sakındırmalıyız. Çünkü o türden telifler Müslümanların ne dünyasına ne de âhiretine yarar.

Bir de tahkik çalışmaları alanı var ki en büyük sorun burada… İhlâs ve sadakatle çalışan, yorulan, doğrunun ve hakikatin peşine düşen, bir meselenin hatta bir kelimenin tahkiki için uzun zaman harcayan gerçek muhakkikler var. Abdulfettah Ebu Ğudde hocam (rh. a) anlatmıştı: "Üç aydır bir kelimenin etrafında dolanıp duruyorum. İhâle kelimesindeki "h" harfi noktalı mıdır değil midir, bunu tesbit etmeye çalışıyorum. Yani bir nokta bana aylara maloldu. Falan falan hocalara sordum, falan falan kitaplara müracaat ettim. Sonunda mesele çözüldü" demişti. Yani böylesine ciddiyetle çalışan hocalarımız hala var elhamdülillâh. Bununla birlikte, imamlarımızın, uğruna gecelerini uykusuz geçirdiği, ömürlerini ve takatlerini tükettiği kitapları heba eden kimseler de var. Allah'tan korkmayan bir muhteris kitabı alıyor ve mahvediyor. Bunlar genelde esas meslekleri eczacılık, mühendislik vb. olan, ilme bütünüyle yabancı kimseler. Veya mesela Arap dili talebesi ve şer’î ilimlerle ilişkisi zayıf… Yahut Sünnet kitaplarına el atmış bir fıkıh talebesi…

Bu çalışmaların sahipleri dinleriyle ilgili olarak Allah'tan korkmalıdır. İmam Hammâd b. Seleme (rh.a) diyor ki: "Allah rızasının dışında başka bir sebeple hadis tahsil eden kimse o hadisin tuzağına düşer." O dönemde hadis ilmi revaçta olduğu için Hammad b. Seleme özellikle onu zikretmiş. Yoksa Tevhid ve Fıkıh gibi ilimler de aynıdır. Din tacirliği yapmak için ilmi istismar eden kimse de aynıdır. Çünkü o kitap onun için iyi bir pazar malı olmuş… "Ben bu kitabı nasıl olursa olsun bir an önce basmalıyım" diyor. Bu, haramdır. Çünkü bu, Allah'ın dini üzerinden ticaret yapmaktır.

Bir diğer husus, yayınevlerindeki bunca kitap, bir kitabın farklı farklı baskılarının olması, büyük bir kitabın basitleştirilerek mübtedî ilim talebesinin seviyesine indirilmesi… Bu tür çalışmalar ilme zarar vermektedir. Ayrıca şu an yaşadığımız bilgi karmaşasına bunlar sebep olmaktadır.

Hocam sizce, bu asırda Hind kıtası, Şam, Mısır, Türkiye, Mağrib, Libya, Körfez ülkeleri, Medine-i Münevvere ve Yemen'de Müslümanların yolunu aydınlatan âlimler kimlerdir?

Muhammed Avvâme Hoca: Doğrusu çok fazla seyahat eden biri değilim ve çok fazla insan tanımıyorum. Bununla birlikte ilim, amel, doğruluk ve ihlâs sahibi, davet ehli bir topluluğu tanıyorum. Hatırlayamadıklarım için daha başta kendilerinden af dileyerek şu an aklıma gelen bazılarından bahsedeyim sizlere.

Pakistan, Karaçi'de Bennûrî Üniversitesinin yöneticisi eş-Şeyh Abdürrezzâk İskender, Pakistan içinde ve dışında önemli çalışmalar yapıyor. Merhum hocamız Muhammed Abdürreşîd en-Nu‘mânî (rh. a)'in kardeşi Muhammed Abdülhalîm el-Çiştî hoca… Muhammed Takî el-Osmânî hoca ve onun Pakistan içinde ve dışındaki önemli ilmî çalışmaları… Muhammed Takî el-Osmânî hocanın büyük kardeşi, Karaçi'deki Câmiatü Dâri'l-Ulûm'un yöneticisi Muhammed Rafî‘ hoca ve diğerleri…

Hindistan'da ilim ve davet sahasında çok ciddi eserleri ve faaliyetleri olan önemli âlimler var. Özellikle iki büyük medresenin, Dâru'l-Ulûm Diyûbend ve Sehâranpur'daki Mazâhiru'l-Ulûm medreselerinin çok değerli hocaları var. İsim zikredecek olursak mesela Dâru'l-Ulûm Diyûbend medresesindeki Erşed Medenî hoca ve Hüseyin Ahmed Medenî hoca… Erşed Medenî hoca, İmam Aynî'nin Nuhabu'l-Efkâr bi Şerhi Şerhi Ma‘âni'l-Âsâr li't-Tahâvî'nin 7 cildini yayımladı.

Sehâranpur Mezâhiru'l-Ulûm medresesinden Muhammed Âkıl hoca… Yine aynı medreseden Şerhu Me‘âni'l-Âsâr kitabındaki ravîlerin hayatına dair bir kitap olan Terâcimu'l-Ahbâr'ın müellifi Muhammed Eyyûb es-Sehâranpûrî… Yine bu medresenin büyük hocalarından, bizimle burada Medine-i Münevvere'de mukîm, Habibullah Kurbân hoca. Kendisi Mevlânâ eş-Şeyh Muhammed Zekeriyyâ el-Kândehlevî (rh. a)'in talebesidir. Şu anda okuma ve telif üzerine yoğunlaşmıştır.

Bangladeş'de Muhammed Abdülmâlik hoca… Değerli hocalarımız Abdulfettah Ebû Ğudde hoca (rh. a)’in ve Muhammed Abdü'r-Reşîd en-Nu‘mânî hoca (rh. a)’in talebesidir. Eğitim ve telif sahalarında önemli gayretleri vardır.

Şam ve Halep bölgesinde Halep müftüsü eş-Şeyh İbrahim es-Selkînî hoca var. Kendisi âlim oğlu, âlim oğlu âlimdir. Hocanın özelde Halep'te genelde tüm Suriye'de büyük bir tesiri var.

Prof. Dr. Nuruddîn Itr hoca ilim ve fazilet ehli, istikamet sahibi ve davet çalışmaları olan biridir.

Hocamız Abdullah Sirâcuddîn'in çocukları Şabâniye medresesiyle ilgileniyorlar. Beraberlerinde seçkin bir hoca topluluğu var. Kendileri ilim ve fazilet ehli kimselerdir. Hepsi merhum hocamızın terbiyesiyle yetişmiştir.

Ayrıca Mahmud Hût hocanın –Allah ömrünü bereketlendirsin- özellikle halk arasında yaygın bid‘atlerle mücadele hususunda insanlar üzerinde makbul bir tesiri var.

Şam'da üst ilim tabakasından fazilet ehli âlimler vardır. Mesela Mürşid Âbidîn hoca, Abdürrezzâk el-Halebî hoca, Vehbî Süleyman Gâvcî ve Edîb Kellâs hocalar.

İlim ve davet adamlarından Usâme er-Rifâî hoca ve kardeşi Sâriye er-Rifâî hoca ilim, davet ve hikmet ehli kimselerdir.

El-Fethu'l-İslamî enstitüsünden Hüsâmuddîn Farfûr ve beraberindeki hocalar… Hepsi de ilim ve hayır ehli insanlardır. Kurrâdan Muhyiddîn el-Kürdî ve Muhammed Küreyyim Râcih hocalar ilim ve fazilet sahibidir.

Hıms şehrinde Adnân es-Sekkâ, Muhammed Saîd Kahîl hocalar… Mahmud Cüneyd hocanın çocukları ilim ve fazilet sahibi zatlardır.

Ürdün'de Fadl Hasan Abbâs hoca ilim ve fazilet ehli bir zattır.

Mısır'da, Mısır müftüsü Dr. Ali Cuma hoca ve Ahmed Ma‘bed Abdulkerim, Abdülmehdî Abdülkâdir ve el-Acmî Demenhûrî Halife hocalar…

Allah'ın bu ümmete yardımı sadıklarla ve ilmiyle âmil âlimlerle olur ve Allah'ın Müslümanlara olan bu lütfu kıyamete kadar devam edecektir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Allah Teâlâ daima bu dinde kendi taati yolunda görevlendireceği hayırlı insanlar yaratacaktır."

Lübnan'da da şu anda ilim ve fazilet ehli zatlar var. Mesela şimdilerde kadı olan Üsâme er-Rıfâ‘î hoca mesleği gereği çok yoğun olmasına rağmen vazifesinin yanı sıra ilmî faaliyetler ve çalışmalar yapıyor. Hasan Kâtırcî hocanın davet alanında ciddi bir etki sahası var. El-İttihâdü'l-İslamî müessesesini kurmuştur ve bu müessese Minberu'd-Dâ‘iyât dergisini çıkarmaktadır. Ayrıca Kur’ân hafızları yetiştirmek için kurslar düzenliyor. Lübnan'daki gayr-i Müslimlere emr-i bi'l-maruf çalışmaları yapıyorlar. Hatta bu çalışmaların sonucu olarak yaklaşık 30 kişi Müslüman olmuş.

Türkiye'de değerli âlim, "sessiz mücahid" Muhammed Emin Saraç hoca var. Ben ona sessiz mücahid diyorum… Çünkü hikmetle ve sükûnet içinde çalışıyor. Mevlânâ Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ve onun meşihattaki vekili Mevlânâ Muhammed Zâhid el-Kevserî'nin (Allah ikisine de rahmet etsin) talebesidir. Emin Saraç hocanın hayatı başlı basına, ilim, amel, takva örnekliğidir… Kendisi ilim ve din hizmetini sebatla sürdürmekte olup sözünün ulaştığı herkesi din ve ilim hizmetine teşvik etmektedir. Hoca'nın hayatı, ilim talebi Kur’ân-ı Kerim ile başlamış ve aynı şekilde devam etmiştir. Şu an geldiği noktada hocayı gören kimse, ümmetin istikbaline dair karamsarlığından sıyrılıp kalbi genişler ve iyimser duygularla dolar… İslam’ın ve Müslümanların istikbaline ve nihayette müttakîlerin kazanacağına dair güzel duygularla dolar.

Ben talebe-i ulûmdan olan bütün kardeşlerime Türkiye'ye kadar gidip hocamızı ziyaret etmelerini tavsiye ediyorum. O ismi gibi, Allah'ın dini üzerinde emin ve ilim talebelerinin yolunu aydınlatan bir sirâc (ışık)tır. Allah Teâlâ kendisini korusun, sağlık ve afiyetle rızıklandırsın. Yaşının ilerlemiş olması sebebiyle dilinin anlaşılması biraz zor olsa da yanında talebeleri ve yardımcıları var. İyi halef olurlar inşaallah.

İstanbul'da ayrıca değerli âlim, sâlih insan, muhterem şeyh Mahmud Efendi Ustaosmanoğlu hoca var… Kadını, erkeği ve çocuğuyla bütün cemaatini Sünnet-i Seniyye üzerine yetiştirmek ve hayatlarını Sünnet-i Nebeviyye'ye göre tanzim etmeleri için eğitim ve davet çalışmaları yapıyor. İhlâsı sebebiyle Allah Teâlâ çalışmalarını bereketlendirdi. Takva sahasında acayip halleri olup bize Selef-i Sâlihîn'i hatırlatmaktadır. Allah onu korusun ve cemaatini istikametten ayırmasın.

Türkiye'li âlimlerden Allah Teâlâ'nın beni tanışmakla müşerref kıldığı bu üç dolunaydan biri de Mevlânâ, el-Allâme, akıl ve nakil ilimleri âlimi, salâh ve irşad ehli Muhammed Emin Er hocadır. Hoca, 1332 h. (1914 m.) doğumlu olup hayır ve afiyet üzeredir. Allah onu korusun. Kendisiyle hicrî 1427 yılı, hacc mevsiminde Mekke-i Mükerreme'de tanışmak nasip oldu. Bana cübbesini giydirdi ve hediye etti. Daha sonra hicrî 1428 hacc mevsiminde, Medine-i Münevvere'de görüştük. Çok seçici ve aradığı şartlar ağır olmasına rağmen beni genel ilim icazetini vererek şereflendirdi. Allah kendisinden razı olsun. En son hicrî 1429 hacc mevsiminde yine Medine-i Münevvere'de görüştük. Allah Teâlâ'dan, bu görüşmenin son görüşme olmamasını ve bize daha nice görüşmeler lütfetmesini temenni ediyorum. Muhammed Emin Er hocadan ilmî olarak hâlâ faydalanmak mümkün. Elhamdülillah sağlığı yerinde ancak biraz işitme sorunu var. Son karşılaşmamızda akide, fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimleriyle ilgili zor bir meseleyi ele aldı ve son derece mütemekkin bir tedkikle izah etti. Allah kendisine bereketli ve sağlıklı ömürler versin. Başkent Ankara'daki medresesinde ilmî çalışmalarını ve ders halkalarını sürdürmektedir. Hocaefendi'nin elinden nice nesiller yetişmiştir. Allah Teâlâ ilmi ve bereketinden faydalanmayı daim kılsın.

Fas'ta Abdullah et-Telîdî hoca ilim, terbiye ve sülûkuyla temeyyüz etmiştir. Birçok telifi vardır. Ayrıca Prof. Dr. Faruk Hammâde kardeşimizin Fas'ta ciddî bir etkinliği var. İlmî, fikrî ve tevcih hususlarında büyük bir tesiri sözkonusu. Allah'a hamdolsun birçok telif ve tahkik çalışması var.

Libya'da Dr. Sadık Abdurrahman el-Ğuryânî var. Biri hadiste, diğeri usûlde olmak üzere iki doktora çalışması var. Ğuryânîler ilimde ve Kur’ân hizmetinde temeyyüz etmiş bir ailedir. Kendisi bana, "Biz dededen babaya tam iki yüz elli yıldır Kur’ân'ın hizmetinde olan bir aileyiz" demişti.

Kuveyt'teki ilim davet ve istikamet adamlarına gelince… Hocamız el-Allâme Prof. Dr. Muhammed Fevzî Feyzullah hoca ve değerli kardeşim Dr. Muhammed Ebu'l-Feth el-Beyânûnî, Dr. Abdülmecîd Muaz, Dr. Ahmed el-Haccî el-Kürdî ve Dr. Abdülgaffâr eş-Şerîf

Katar'da Yusuf el-Karadâvî hoca, bazı fetvalarında isabetsiz ve hatalı olmakla birlikte iyi bir ilim adamı, davetçi ve hikmet ehli bir kimsedir. Onun bazı isabetsiz fetvalarının (şüzûzâtının) olduğunu düşünüyorum. Benim zaviyemden böyle gözüküyor. Medine-i Münevvere sınırları içindeki zaviyemden böyle görüyorum. El-Karadâvî ise Amerika, Kanada ve Avustralya gibi ülkelere gidip geliyor, oralarda kalıyor… Bütün dünyaya açık bir yerde duruyor. Dolayısıyla onun fetva yaklaşımı bana uymuyor. Birçok fetvasında mazur olabilir ama bir kısım fetvalarında mazur değildir. Fakat önemli olan bir şey var ki Karadâvî hoca kendini satmamıştır. Dinini sultanlara, yöneticilere, makam mevki sahiplerine satmamıştır. Düşüncelerini hiçbir şeyden çekinmeden açıklamaktadır. Bu da zamanımızda nadir bir durumdur.

Katar'da ayrıca Abdülazim ed-Dîb hoca var. Fıkıh ve usûlde mütehassıstır. Özellikle İmamu'l-Harameyn el-Cüveynî (rh.a) uzmanıdır. Şâfiî mezhebinin en büyük kitaplarından olan, İmamu'l-Harameyn'in Nihâyetü'l-Matlab'ını tahkik ederek yayımlamıştır.

Medine-i Münevvere'de değerli âlim şeyhlerimizden, aslen Filistinli olan Şeyh Muhammed Nemr el-Hatîb hoca (Allah onu korusun ve ona afiyet versin)… Şu anda yüz yaşında ama dinç… Birçok kral ve yöneticiyle irtibatı olduğu halde hiç kimse onu satın alamamıştır. Ne büyük ne de küçük hiçbir şey uğruna, ne dünya ne de makam-mevki için dinini satmıştır. Bu da zamanımızda nadir bir durumdur. Kendisinin, davete yönelik birçok eseri vardır. Oğlu değerli kardeşim Dr. Ahmed hoca da ümit vaat etmektedir.

Medine'de ayrıca değerli hocamız Halîl İbrahim Molla Hâtır var. Hadis âlimidir. Hadis-i şerif üzerine yoğunlaşmış ve kendini bu yola adamış bir zat. İlim talebelerinden birçok nesli yetiştirmiştir. Riyad el-İmam üniversitesinde hocalık yaptı. Birçok telifi var. Kitaplarının bir kısmı Efendimizle (s.a.v) ilgilidir.

Medine-i Münevvere'de ilmî anlamda iz bırakan iki değerli âlim vardı. Allah onlara rahmet etsin. Biri, Muhammed Muhtâr eş-Şınkîtî hocadır… Davet ve ilim çalışmaları olan değerli kardeşim Dr. Muhammed eş-Şınkîtî'nın babası… Diğeri ise Atıyye Muhammed Sâlim hocadır. İkisi de ilimde yoğunlaşmış değerli hocalardı. Mescid-i Nebevî'deki derslerine büyük bir katılım ve teveccüh olurdu.

Mekke-i Mükerreme'de tahkik ehli iki âlim var. Prof. Dr. Ahmed Muhammed Nûr Seyf hoca, hadîs-i şerif ve hadis ilimlerinde temekkün sahibi bir âlimdir. İmam Yahyâ b. Ma‘în'e ait tahkikleri var. Ayrıca Dubai'de de önemli çalışmalar yapmakta.

Abdulvehhâb Ebû Süleyman hoca, Suudi Arabistan Kibâru'l-Ulemâ kurulu üyesidir. Fıkha dair telifleri ve tebliğleri hayli fazladır. Özellikle Mâlikî fıkhını çok iyi bilir.

El-Ahsâ’ şehrinde, "seleften bir ayna", ilmiyle âmil, bir örnek insan, değerli hocamız Ahmed Doğân, birçok ilim nesli yetiştirmiştir. Yetiştirdiği talebeler Şâfiî fıkhında uzman ve fetva ehli kimselerdir.

Yine bu şehirde es-Seyyid İbrahim Halîfe hocanın genç nesil üzerinde güzel bir tesiri vardır.

Ayrıca bu şehirde Âl-i Mellâ (Hanefî mezhebi müntesibleri) ve Âl-i Mübârek (Mâlikî mezhebi mensupları)’ndan değerli bir topluluk vardır.

Riyad'da Hadis ilminde temekkün sahibi ve birçok ilim nesli yetiştiren değerli Mahmud Ahmed Mîra hoca. Fazla üretken değildir, fakat talebelerini iyi yetiştirir. El-Müstedrek için yaptığı tahkikin bitimini Allah kendisine göz aydınlığı kılsın.

Yine burada ilmiyle âmil, yılların davetçisi, değerli hocamız Prof. Dr. Muhammed Edîb es-Sâlih hoca bizim çağımızdaki ilk ilim önderlerindendir. Kendisi fikriyle, ahlakıyla ve hakka bağlılıktaki sarsılmaz duruşuyla örnek bir şahsiyettir. Allah onu birçok mübarek kitap yazmaya muvaffak kılmıştır.

Yemen'de kardeşimiz Dr. Şerîf Hasan el-Ehdel istikamet ve davet ehli bir şahsiyettir. İlim, amel, sülûk ve eğitim için yanıp tutuşur. San‘â, Îmân vd. Yemen üniversitelerinde dersler vermektedir.

Allah cümlesinden razı olsun.

 

Devamı için tıklayın lütfen

 

Duyuru

Birinci ve ikinci  sayılarımıza RIHLE başlığı altındaki menümüzden ulaşabilirsiniz.



RIHLE 5-6 KAPAK 
Rıhle 9